Close Menu
    Facebook X (Twitter) Instagram
    Son Yazılar :
    • Bandırma Vapurunda Atatürk İle Birlikte Olanlar, Vapura Kimler Bindi
    • Atatürkçülüğün Amaç ve Nitelikleri Nelerdir?
    • Cumhuriyet Dönemi Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar
    • Atatürk’ün “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” Sözü ve İlimin Önemi
    • Atatürk’ün Devlet Adamlığı: Stalin’in Sözlerine Karşı Gösterdiği Tarihî Tavır
    • PHP2Shell Son Durum: Kritik PHP Açıkları Aktif Saldırılarda Kullanılıyor
    • Atatürk’ün Kültür, Eğitim ve Sanata İlişkin Görüşleri
    • Mustafa Kemal Atatürk’ün Sosyal Bilimlere Katkısı
    NKFUCOM
    • Ana Sayfa
    • Fizik
    • Kimya
    • Biyoloji
    • Mat.
    • Bilim
    • Coğ.
    • Tarih
    • BGVH
    • Rüya Tabirleri
    • Künye
    NKFUCOM
    Ana sayfa » Dil ve Edebiyat » Deyimler » P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları
    Deyimler

    P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

    Uğur SAĞLAMBy Uğur SAĞLAM18 Eylül 2025Updated:28 Mayıs 2026Yorum yapılmamış15 Mins Read

    P Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü P Harfi. Deyimlerin anlamı. P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

    P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

    P Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

    ANLAMINA GÖRE:

    Pabuç İle İlgili Atasözleri – Deyimler ve Anlamları
    Paça İle İlgili Deyimler ve Anlamları
    Para İle İlgili Deyimler ve Anlamları
    Pire İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları

    HARF SIRASINA GÖRE

    Paniğe kapılmak:Meydana gelen dairden ötürü ansızın telaşlanmak, aşırı biçimde etkilenmek, korkmak

    Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.”Yeni bir elektrikçi aldılar, desene Murat`ın pabucu dama atıldı.”

    Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek telâşlandırmak, bu telâşla kaçmasına sebep olmak.”El oğlu bu, adama pabucunu ters giydirir, tetikte olmalı insan.”

    Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.”Ben öyle olur olmaz insanlara pabuç bırakmam.”

    Pabuç pahalı: Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır.”Baktı ki pabuç pahalı, hemen geri döndü.”

    Paçaları sıvamak: Bir işi yapmak için hazırlanmak.”Bir an önce paçaları sıvayıp işe başlamak istiyordu.”

    Paçası düşük: Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen, sünepe.

    Paçavrasını çıkarmak: Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek.”Beş kişiydiler, adamın paçavrasını çıkardılar.”

    Paçayı kaptırmak: 1. Yakalanmak, ele geçmek. 2. Giriştiği işten vazgeçmek istediği hâlde kendini kurtaramamak. 3. Dilediği gibi davranamamak.”Paçayı kaptırdık bir kere, yakamızı kurtaramıyoruz.”

    Paçayı kurtarmak: Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak.”Çok şükür şu belâlı işten paçayı kurtardık.”

    Paha biçilmez: Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek.”Paha biçilemez tablolar sergilenmişti.”

    Pahalıya mal olmak: Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak.”Bu ev size pahalıya mal olsa gerek.”

    Palas pandıras: Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan.”Palas pandıras evden çıkmak zorunda kaldık.”

    Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.

    Paldır küldür: 1. Büyük bir gürültü ile. 2. Ansızın ve kurallara uymaksızın.”Paldır küldür merdivenlerden inmeye başladılar.”

    Pamuk ipliği ile bağlamak: Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak.

    Pandomim kopmak ; Kavga olmak, tartışma olmak

    Paniğe kapılmak: Çok korkmak, telâşa sürüklenmek.”Çocuklar paniğe kapılacaklar diye endişeleniyorum.”

    Paniğe vermek (ortalığı): Çok korkutmak, dehşete düşürmek.

    Papara yemek: Azar işitmek, paylanmak.

    Papara yemek: Çok azarlanmak.”Çabuk olun, annemden papara yemek istemiyorum.”

    papaza kızıp perhiz (oruç) bozmak (yemek) : Başkalarına kızıp kendisine yarar getirmeyecek davranışta bulunmak. Para babası: Çok zengin kimse.

    Para (parası) çıkışmamak : Para yetişmemek, parası yetecek miktar da olmamak.

    Para babası: Çok zengin, parası bol olan.

    Para bozmak: Bütün parayı ufak paralar haline getirmek, ufak paralar la değiştirmek.

    Para canlısı: Parayı çok seven kimse.

    Para canlısı: Parayı çok seven, paraya düşkün.

    Para çekmek: 1. Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak. 2. Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak.

    Para çekmek: -1. Belli bir yere, kimseye yatırılan paranın bir bölümünü ya da hepsini gerektiğinde geri almak. -2. Başkasından sürekli olarak birtakım bahanelerle para almak.

    Para dökmek : Bir iş ya da kimse uğruna çok para harcamak.

    Para dökmek: Bir şey için çok para harcamak.”Düğün için az para dökmedi.”

    Para etmek: Bir nesne ya da kimse için, değeri olmak. Para etmemek: -1. Bir nesne-ya da kimse için artık değeri olmamak

    Para etmemek: 1. İşe yaramamak, etkili olmamak. 2. Değeri pahasına satılamamak.”Bu malların para edeceğini sanmıyorum.”

    Para gözlü : Paraya aşın düşkün olan kimse. Para kesmek: -1. Devlet söz konusu olduğunda para basmak, para

    para harcamak. -3. Kazandığı parayı küçümsemek.

    Para kesmek: 1. Çok para kazanmak. 2. Devletin çok para basması.”Bizim büfe âdeta para kesiyor.”

    Para kırmak: Yaptığı işten ya da şeyden dolayı hak ettiğinden daha çok para kazanmak.

    Para pul: Para ya da para eden şeyler.

    Para saymak: Para ödemek.

    Para sızdırmak (koparmak) (birinden} : Ondan çeşitli yollara başvurarak para almak.

    Para sızdırmak: Kandırarak, zorlayarak birinden para almak.”Kabadayılar esnaftan az para sızdırmadılar.”

    Para tutmak: 1. Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek. 2. Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak.”Aldığımız eşyaların hepsi kaç para tuttu dersiniz?”

    Para vurmak: -1. Yasadışı yollarla para almak. -2, Bir şeyden çok pa ra kazanmak.

    Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek. Para yemek: -1. Hesapsız harcama yapmak. -2. Rüşvet almak.

    Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek.”Gurbete para yapmaya gitti.”

    Para yedirmek: İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek.”O binayı yaptırmak için belediyeye az para yedirmediler.”

    Para yemek: 1. Çok para harcamak. 2. Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.”İnsanlar artık açıktan para yiyorlar.”

    Paradan çıkmak: Bir iş ya da kişi uğruna çok para harcamak, masraf etmek

    Paran kadar konuş : “Söz, konuşma hakkın paran ölçüsüdedir.” anlamında.

    Parantez açmak: Konuşma ya da yazıya asıl konuşmayla kısmen ilgili bir bölüm sıkıştırmak.

    Parasını çıkarmak: Bir şey, kendisi için ödenen parayı karşılayacak kadar yarar sağlamak

    Parasını sokağa atmak : Kâr getirmeyen bir işe, mala para yatırmak.

    Parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek.

    Parasız pulsuz : -1. Hiç parası, malı mülkü olmayan; yoksul, züğürt 2. Hiç para vermeden, bedava.

    Para tutmak : Tulumlu davranıp para biriktirmek

    Paravana (paravan) yapmak (birini, bir kurumu) : Bir kimsenin ya da bir kurumun adından, yetkisinden, gücünden kendisini arka plan da tutarak yararlanmak.

    Paraya çevirmek: Bir malı verip yerine para almak.”Gidin, şu dolapları paraya çevirin de gelin.”

    Paraya kıymak : Bir iş için para harcamaktan kaçınmamak.

    Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak.

    Paraya para dememek : -1. Çok para kazanmaya başlamak

    Paraya para dememek: 1. Çok para kazanmak. 2. Bol para harcamak. 3. Elde olan parayı az bulmak.

    Parayı denize (sokağa) atmak : Parayı yararsız işlere harcamak

    Parazit yapmak : -1. Konuşmayı İlgisiz sözlerle kesmek -2. Saçmala maya başlamak.

    Parmağı ağzında kalmak: Çok şaşırmak, hayrete düşmek.

    Parmağı ağzında kalmak: Şaşırıp kalmak, şaşakalmak.

    Parmağı olmak (bir işte) : Başkalarının zararına olacak ya da rahatını kaçıracak işlerde gizlice katkısı olmak.

    Parmağına dolamak (bir şeyi, kimseyi) : Onu gerekli gereksiz her yerde, olur olmaz bir kişiye söylemek, tartışmak, eleştirmek

    Parmağına dolamak: Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak.

    Parmağında oynatmak (birini): Ona istediği her işi yaptırmak.

    Parmağında oynatmak: Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak.”Beni parmağında oynatamayacaksın alçak herif.”

    Parmağını bile kıpırdatmamak (oynatnamak) : Bir işin yapılması için

    Parmağını bile oynatmamak: Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak.”Beni dövdüler ama o parmağını bile oynatmadı.”

    Parmağını oynatmak : İşini kolayca yaptırmak için görevli kimseye rüşvet vermek.

    Parmağının ucunu göstermemek: Dinsel İnanç yüzünden namahrem olan kimselere vücutlunun hiçbir yerini göstermemek.

    Parmak basmak (bir şeye) : -1. Belli bir konuya temas etmek, dikkati çekmek. -2. Bir konunun ya da olayın üzerinde durmak. -3. Parmağı nın ucuna mürekkep sürüp imza yerine geçmek üzere kâğıt üzerine basmak.

    Parmak basmak: 1. Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek. 2. İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak.

    Parmak hesabı: 1. Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap. 2. Hece vezni.”Bizim bakkal hâlâ parmak hesabı yapıyor.”

    Parmak ısırmak : Meydana gelen durum karşısında şaşakalmak.

    Parmak ısırmak: Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek.”Yaptığım tatlıyı görünce parmaklarını ısıracaklar.”

    Parmak kadar (çocuk): Yaşça çok küçük, pek küçük (çocuk).”Parmak kadar çocukla iş yapılır mı?”

    Parmak kadar : Henüz pek küçük olan (çocuk).

    Parmak kaldırmak : -1. Bir toplantıda ya da okulda söz almak için İşaret parmağını açık bırakıp öteki parmakları kapalı tutarak eli yukarı kaldırmak. -2. Bir Önerinin gerçekleşmesi için olumlu oy vermek

    Parmak kaldırmak: 1. Olumlu oy vermek için el kaldırmak. 2. Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak.”Parmak kaldırarak söz istemeyi öğrenin artık!”

    Parmak kalmak: Olmasına az kal inak» hemen tı«nn«n alacak: duru ma gelmek

    Parmak yalanmak : bir şeyden hakkı olmadığı halde çıkar sağlamak

    Parmakla gösterilmek: 1. Bir şey az bulunmak. 2. Seçkin, ünlü olmak.”O, çevresinde parmakla gösterilen bir adamdı.”

    Parmakla sayılmak: Çok az olmak

    Parmaklarını (bile) yemek: Bir yiyeceği çok lezzetli bulmak “Parmakla gösterilmek : -1. Az bulunmak. -2. Seçkin, ünlü olmak.

    Parmaklarını yemek: Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır.”Böreği değil, parmaklarımızı yedik âdeta.”

    Parsayı başkası toplamak: Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak.”Biz durmadan çalışalım parsayı da başkası toplasın olmaz öyle şey!”

    Partiyi kaybetmek: 1. Biriyle çekiştiği bir konuda yenilmek. 2. Elde etmeye çalıştığı bir kazancı bir başkasına kaptırmak.

    Pas geçmek (bir şeyi) (birini) : -1. Artık onun üzerinde durmamak, on dan vazgeçmek -2.0 şeyden ona «ermemek, onu ihmal etmek.

    Pas geçmek: Üzerinde durmamak, caymak, vazgeçmek, aldırış etmemek.

    Pas tutmak (bağlamak) : Paslanmak, paslı duruma gelmek,

    Pas vermek: -1. Yaptığı eylemi başkasının sürdürmesi yolunu açmak. -2. (Kadın) Davranışlarıyla erkeği umutlandırmak, -3. Birine yüz ver mek, iyi yüz göstermek.

    Pasaportunu (etim) vermek: Onu kovmak, işten atmak

    Pasaportunu vermek: Kovmak, işten atmak.”Patron üç işçinin pasaportunu eline verdi.”

    Pastırma yazı: Sonbaharın başındaki sıcak günler.

    Paşa paşa : Seve seve, güzel güzel, uslu uslu, sıkıntı vermeden.

    Pat diye : Ansızın, beklenmedik bir anda, birdenbire.

    Pat küt: Sopayla ya da elle üst üste (vurma). ‘

    Patırtı çıkarmak: Kavga çıkarmak.

    Patırtı çıkarmak: Kavga, kargaşa, gürültü çıkarmak.”Patırtı çıkarmadan oturun, babanız uyuyor.”

    Patırtı kopmak: Kavga çıkmak, kargaşalık olmak

    Patırtıya pabuç bırakmamak : bk. Gürültüye pabuç bırakmamak.

    Patırtıya vermek (ortalığı): Ortalığı telaşlandırmak, karışıklık yaratmak.

    Patlak göz: Göz çukurlarındaki konumu dışarı fırlamış gibi olan göz.

    Patlak vermek: Gizlenen ya da hoş karşılanmayan bir durum aniden ortaya çıkmak.”Kim der di ki savaş bu sabah patlak verecek.”

    Patlak vermek: Gizlenen, bilinmesi istenmeyen ya da kötü olan bir durum birden ortaya çıkmak.

    Pay bırakmak: -1. Kesme, biçme, yapma sırasında bir şeyde sonradan kullanılmak üzere fazlalık bırakmak. -2. Bir ilişkide fazla samimi olmamak, araya mesafe koymak.

    Pay biçmek (birinden, bir şeyden) : Belli bir durumu, bir şeyin ya da kimsenin durumuyla karşılaştırıp bir yargıya varmak.

    Pay biçmek: Bir fikir elde edebilmek için, durumu bir şey ile kıyaslamak.

    Pay çıkarmak (bir şeyden) : Bir durum ya da olaydan gereken dersi alıp ona göre davranmak

    Pay çıkarmak: Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.

    Paye vermek (birine) : Ona saygı göstermek, değer vermek, onu önemsemek

    Paye vermek: Adam yerine koymak, değer vermek.

    Payını almak : Azarlanmak, paylanmak

    Payını almak: 1. Azarlanmak. 2. Kendine düşen kazanç miktarını almak.

    Payidar olmak: Kalmak, yok olmamak, yaşamak.”Milletimiz ilelebet payidar olacaktır.”

    Pazar ola : iyi alışverişler dilemek İçin kullanılır.

    Pazarlık etmek : -1.Bir şeyin fiyatını belirlemekte karşılıklı olarak çekiş mek -2. Bir konuda anlaşmaya varmak üzere görüşme yapmak

    Perde arkası: Bir şeyin görünürde olmayan, gizli yanı.

    Perde arkasında (arkasından) : Kendini belli etmeden, gizliden gizleye, gizlice.

    Perdelerini açmak: Yeni mevsimde yeni oyunları sunmaya başlamak*

    Perdesi yırtık (sıyrık) : Utanma duygunu yitirmiş kimse İçin kullanılır. (Kars. Ar damarı çatlamış.)

    Perdesi yırtık: Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.”Perdesi yırtılmış adamın, baksana neler söylüyordu!”

    Pergelleri açmak: Uzun adımlarla hızlı olarak yürümeye başlamak.

    Pergelleri açmak: Uzun adımlarla yürümeye başlamak.”Pek vaktimiz yok, pergelleri açın da geç kalmayalım.”

    Pervane kalfa : Her işe karışan, bir kimsenin, yerin her işini yapan kimse için alay yollu söylenir.

    Pervane olmak (birine): Onun yanından hiç ayrılmamak, onun her istediğini yapmaya hazır olmak.

    Pes demek : -1. Karşısındakinin kendinden daha,üstün olduğunu kabul etmek -2. Birinin aşırı kurnazlığı, becerikliliği karşısında “Ancak bu kadar olur” kanısına varmak

    Pes demek: Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek.”Yenileceğini anlayınca sırtı yere gelmeden pes dedi.”

    Pes etmek: -1. Birinin kurnazlığı, şirretliği, çirkefliği karşısında hayret le yenilgiyi kabul etmek -2. Güreşte yenildiğini eliyle ya da sözle bildirmek „

    Pes perdeden konuşmak : Hafif bir sesle ve oldukça yumuşak konuş mak. (Kars Alttan almak)

    Pestil gibi olmak: Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.

    Pestile çevirmek (birini) : Onu çok yormak, güçsüz düşürmek.

    Pestili çıkmak : Çok yorulmak, güçsüz kalmak.

    Pestilini çıkarmak: -1. Bir nesneyi iyice ezmek. -2. Karşısındakini çok fazla dövmek; leşini çıkarmak. -3. Bir tartışmada ya da çekişmede karşısındakini iyice yormak, hırpalamak

    Pestilini çıkarmak: 1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.”Kazma sallamaktan pestilimiz çıktı.”

    Peşi sıra : Ardından, onu izleyerek ardı sıra.

    Peşin peşin : Önceden, öncelikle, daha önceden.

    Peşinde koşmak : -1. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. -2. Bir iş için bir kişi ile sürekli olarak ilişki kurmaya çalışmak. -3. Onunla dost, arkadaş olmaya çalışmak.

    Peşinden gitmek : -1. O kimsenin arkasından gitmek. -2. Onun görüş ve düşüncelerini benimsemek

    Peşinden sürüklemek (birini, birilerini) : Birinin ya da birçoklarının arkasından gelmesini sağlamak

    Peşinden yürümek : -1. Birinin arkası sıra yürüyüp gitmek -2. Bir kimseye her konuda uymak.

    Peşine düşmek: -1, Bîr kimsenin ardı sıra gitmek, onu izlemek. -2. Bir işin gerçekleşmesi için çok uğraşmak.

    Peşine takılmak : Ardından gitmek, takip etmek.

    Peşine takmak (birini) : Onu beraberinde götürmek.

    Peşini bırakmamak: Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek.”Adamın peşini bırakmayın sakın!”

    Peşkeş çekmek (birini, bir şeyini): -1. Ona yaranmak için başkasının bir şeyini karşılıksız olarak vermek. -2. Uygun olmayan bir amaç la bir şeyi, birini birine vermek.

    Peşkeş çekmek: Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek.”Yurdu düşmanlara peşkeş çekiyorlar.”

    Pey sürmek (vermek) :Artırma yoluyla satılan bir mal için fiyat önermek ya da vermek.

    Peyda olmak: Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak.”Köşede bir adam peyda oldu.”

    Pılıyı pırtıyı toplamak: Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.”Pılıyı pırtıyı toplamış bekliyordu.”

    Pır pır etmek: -1. (Işık için) Kısa aralıklarla yanıp sönmek. -2. (Kalp için) Daha hızlı atmak.

    Pırlanta gibi: -1. Çok değerli (şey). -2. Çok iyi nitelikleri olan (kimse).

    Piç etmek (bir işi): O işi çıkmaza sokmak, onun tadını kaçırmak.

    Piç kurusu : -1. Yaramaz, soysuz çocuk. -2. Küçük çocukları sevip okşarken söylenen söz.

    Piç olmak: Hiçbir işe yaramamak, boşa gitmek, tadı bozulmak.

    Piçlik etmek: Soysuza yaraşır biçimde, kalleşçe davranmak.

    Pili bitmek (tükenmek): Gücü kalmamak, eksilmek; takati tükenmek.

    Piliyi pırtıyı toplamak: Gitmek üzere hazırlanmak, bu amaçla bütün eşyasını toplamak.

    Pilot olmak : Çok içip yürüyemeyecek derecede sarhoş olmak.

    Pir aşkına : Hiçbir karşılık beklemeden, gerçek bir sevgi ve İnançla.

    Pire gibi: Çok hareketli, çevik (kimse).

    Pire için yorgan yakmak : Küçük bir zarardan kurtulmak için daha büyük zarara yol açacak davranışta bulunmak; pireye kızıp yorganı yakmak.

    Pire için yorgan yakmak: Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.

    Pireye kızıp yorganı yakmak : Bk. Pire için yorgan yakmak.

    Pireyi deve yapmak : önemsiz bir olayı, sorunu gereğinden fazla büyütmek, abartmak. (Kars.. Habbeyi kubbe yapmak.)

    Pireyi deve yapmak: Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.

    Pis pis bakmak : Bir kini sebebiyle onu kuşkulandıracak ya da sinirlendirecek; biçimde bakmak.

    Pis pis düşünmek: Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.”Pis pis düşünmeyi bırak da bir yol arayalım.”

    Pis pis düşürmek: Derin ve sıkıntılı düşünceye dalmak.

    Pis pis gülmek: -1. Başkasının üzüntülü anında öç alırcasına gülmek. -2. Arsızca gülmek.

    Pis pis gülmek: Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.

    Pisi pisine: Boş yere, boşuna.”Pisi pisine vurdular çocukcağızı.”

    Pisi pisine: Boş yere, boşu boşuna., hiç yoktan.

    Pislik götürrnak [bir yari) ; O yerin her yanı çok pis olmak.

    Pişirip kotarmak: Bir İşi eksiksiz biçimde sonuçlandırmak, tamamlamak.

    Pişkinliğe vurmak : -1. Kötü bir davranışa aldırmamak -2. Kendine ilgi siz davranılmasını, önem verilmemesini anlamazlıktan gelmek.

    Pişkinliğe vurmak: Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.

    Pişmiş aşa (soğuk) su katmak: Ele geçirilmek ya da bitirilmek üze re olan bir işi bozacak davranışta bulunmak.

    Pişmiş aşa su katmak: Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.”Pişmiş aşa su katabilir, onu buraya sokmayın.”

    Pişmiş kelle gibi sırıtmak : Anlamsız, yersiz ve aptalca gülmek.

    Pişmiş kelle gibi sırıtmak: Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek.”Pişmiş kelle gibi gülmeyi bırak da işine bak.”

    Piyango vurmak (bîrine): -1. Piyangoda ikramiye kazanmak. -2. Beklenmedik bîr yerden büyük bir kazanç elde etmek. -3. Pek hoşlanma dığı bir işi onun yapması kesinleşmek.

    Piyasaya düşmek: -1. Çok bulunur olmak. -2. Herkesin ağzında söylenir olmak. -3. (Kadın için) Orta malı olmak, kötü kadın olmak, kötü yola düşmek.

    Plan kurmak: -1. Bir amaca götürecek yolları düşünmek, tasarlan mak. -2. Birini kötü duruma düşecek bir düzen hatırlamak.

    Posasını çıkarmak: -1. Bir kimse ya da şeyden haksız ve sürekli çıkar sağlamak, onu sömürmek. -2. Onu çok yormak. -3. Onu kötü dövmek.

    Posasını çıkarmak: 1. Birini çok dövmek. 2. Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek.”Ülkenin posasını çıkardılar, biz hâlâ seyrediyoruz.”

    Post elden gitmek: 1. Öldürülmek. 2. Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.”Post elden gidince kahretti adam.”

    Post kavgası: Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi.”Seçimler yaklaştı, post kavgası da başladı.”

    Post kavgası: Nüfızlu bir makamı ele geçirmek çabası.

    Posta etmek (birini) : -1 .Görevliyi başka bir resmi işyerinde çalışma ya zorunlu kılmak. -2. Gönülsüz de olsa bir kimseyi başka birine tes lim edip bir yere göndermek.

    Posta koymak (atmak) (birine): Onu korkutmak (Kars. Gözdağı vermek, kafa tutmak.)

    Posta koymak: Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.”Bana posta koyacak adam daha anasından doğmadı.”

    Postayı kesmek: İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.

    Postu deldirmek: Kursunla vurulmak, yara almak

    Postu kurtarmak: Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.”Postu kurtardık çok şükür.”

    Postu sermek (bir yere) : Kısa bir süre için gittiği yerde daha uzun süre oturup kalmak. (Kars. Abayı sermek.)

    Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.

    Pot kırmak: Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.”Dikkatli ol, bir pot kırma sakın.”

    Pot kırmak: Yersiz ve zamansız davranarak karşısındakini üzecek, ona dokunacak sözler söylemek (Kars. Bahayı taşa vurmak, çam devirmek, gaf yapmak,)

    Poz atmak (kesmek, yapmak) :Yapay davranışta bulun mak

    Pösteki saymak: İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak.”Ne mi yapıyorlar? Pösteki sayıp duruyorlar.”

    Prangaya vurmak: Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak.”Prangaya vurulu olarak yıllarca kaldı o hapishanede.”

    Puan almak: 1. Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.”Şu sorulardan hiç puan alamayacağımı sanıyordum.”

    Puan tutturmak: Gereken sayıda puan kazanmak.”Bu sene puan tutturup da üniversiteye girecek miyim bilmiyorum!”

    Punduna getirmek (pundunu bulmak): Tam zamanında ya ds yerin de -hareket etmek, bîr şeyi yapmak İçin en uygun zamanı seçmek; bir punduna getirmek.

    Punduna getirmek: Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak.”Punduna getirir getirmez patlattı yumruğunu.”

    Pupa yelken: 1. Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgârla şişmiş olarak, tam yolla.”Pupa yelken açıldık denize.”

    Pusu kurmak: Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.”Düşmanlarımızın pusu kurduğundan tam zamanında haberdar olmuştuk.”

    Pusu kurmak: Vapacagı iş, öldürücaği insan ya da hayvan için (tuzak hazırlamak. –

    Pusulayı şaşırmak : -1. Erdemli davranış ve tutumlardan ayrılmak -2. Gelişen olaylar karşısında ne yapacağını şaşırmak.

    Pusulayı şaşırmak: 1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.”İyice pusulayı şaşırmadan uyarmalıyız onu.”

    Pusuya düşmek : Hazırlanan tuzağa yakalanmak.

    Pusuya düşmek: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.”Eyvah, pusuya düşürdüler bizi!”

    Pusuya yalmak: Pusu kurup onun gelmesini beklemek; öldürmek, yakalamak için gizlenmek.

    Put gibi (durmak) : Sessiz, sakin, hiç kımıldamadan (durmak).

    Put gibi: Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.

    Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.”Onun bağırmasıyla herkes bir anda put kesildi!”

    Püf noktası: Bir işin en ince ve önemli noktası; gözönüne alınması, üzerinde durulması gereken nokta.

    Püf noktası: Bir işin en ince, en önemli yeri.

    Püsküllü bela : Büyük sıkıntı ve zarar yol açan kimse ya da şey.

    Püsküllü belâ: Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey.”Başıma püsküllü belâ kesildi bu çocuk.”

    Püsküllü yalan: Büyük, abartılı yalan.

    Uğur SAĞLAM

    Uğur SAĞLAM, 1979 yılında İzmir'de doğmuştur. Makine Mühendisi olan Sağlam, 2008 yılından bu yana internet yayıncılığı ve dijital içerik üretimi alanında çalışmalar yürütmektedir. Kurucusu olduğu nkfu.com'da bilim, teknoloji, tarih, eğitim, ekonomi, sağlık ve güncel gelişmeler başta olmak üzere birçok farklı konuda araştırmaya dayalı içeriklerin hazırlanması ve editoryal süreçlerini yönetmektedir. Yıllar içerisinde binlerce özgün makale ve bilgi içeriğinin oluşturulmasına katkı sağlamış, kullanıcıların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmasını temel ilke olarak benimsemiştir. Dijital yayıncılık, SEO, içerik stratejileri ve web teknolojileri konularındaki deneyimini, sürekli gelişen internet ekosistemine uyum sağlayarak sürdürmektedir.

    Leave A Reply Cancel Reply

    NKFU İçerisinde Arama Yapın

    Son Yazılar

    • Bandırma Vapurunda Atatürk İle Birlikte Olanlar, Vapura Kimler Bindi
    • Atatürkçülüğün Amaç ve Nitelikleri Nelerdir?
    • Cumhuriyet Dönemi Toplumsal Alanda Yapılan İnkılaplar
    • Atatürk’ün “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir” Sözü ve İlimin Önemi
    • Atatürk’ün Devlet Adamlığı: Stalin’in Sözlerine Karşı Gösterdiği Tarihî Tavır

    Son yorumlar

    1. Image to 3D - Toryum Nedir? Toryum Elementinin Özellikleri ve Kullanım Alanları
    2. Ali Mehmet Türkoğlu - Fes Nedir? Fesin Tarihi ve Fes Çeşitleri Hakkında Bilgi
    3. Sevda Cetin - Bana Arkadaşını Söyle Sana Kim Olduğunu Söyleyeyim Kompozisyon, Anlamı
    4. İbrahim Sevindik - Anadolu İle İlgili Şiirler, Şiirlerle Anadolu’nun Güzellikleri, Anadolu Şiirleri
    5. İbrahim Sevindik - Anadolu İle İlgili Şiirler, Şiirlerle Anadolu’nun Güzellikleri, Anadolu Şiirleri
    Copyright © 2007 - 2026 NKFU - Atatürk'ün Yolunda, Bilimin İzinde Yayın Yapar!
    • Ana Sayfa
    • Künye
    • Gizlilik Politikası

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Ad Blocker YASAK!
    Ad Blocker YASAK!
    Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar göstererek varlığını sürdürmektedir. Reklam görmek istemiyorsanız lütfen internet servis sağlayıcınızı arayarak internetinizi iptal ettiriniz. BEDAVA hizmet maalesef hiç bir yerde yok.