Ö Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

Ö Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü Ö Harfi. Deyimlerin anlamı. Ö Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

Ö Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE – O / Ö HARFİ:

Ölüm İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Ömür İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları

DEYİMLERİN HİKAYELERİ


Ölene Kadar Değil Öğlene Kadar Ağlamak Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Ölme Eşeğim Ölme Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Ölmez Canım Sağ Kalırsa Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Ört Ki Ölem Deyiminin Anlamı ve Hikayesi

HARF SIRASINA GÖRE

Öbür dünya : Ölümden sonra ruhun başka bir biçimde yasayacağına inanılan âlem; ahret; öteki dünya.

Öbür (öteki) dünya: Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem.”Öteki dünyada inşallah yüzümüz güler.”

Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.”Öç alma fikrinden vazgeçirmeliyiz onu.”

Ödev bilmek (saymak) (bir şeyi) : Bir şey yapmayı, yerine getirisi zorunlu bir iş olarak kabul etmek.


ödü bokuna karışmak: Çok korkmak

Ödü kopmak (patlamak) : Çok korkmak

Ödü patlamak: Ani bir olay sebebiyle çok korkmak.”Fareden ödüm kopar.”

Ödün vermek : Kimi hak ve koşullardan vazgeçerek uzlaşma olanağı sağlamak; taviz vermek.

Ödünü koparmak (patlatmak) : Bir kimseyi çok korkutmak.

Öfkesini (birinden, bir şeyden) almak (çıkarmak): öfkeli kişi haksız yere bir başkasına çatmak ya da olmayacak bir şey yaparak rahatla maya çalışmak


Öğle üstü (üzeri) : Öğle vaktinde, öğle sularında.

öğüt almak (birinden): Yol göstermesi için birinin görüşüne başvurmak

öğüt tutmak : Verilen öğütlere uymak *

Öğüt vermek (birine): Ona yapması veya yapmaması gereken işler hakkında yol göstermek

Öküz öldü, ortaklık bozuldu: Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı.

Öküz trene bakar gibi bakmak (bir şeye) : Ona aptal aptal, bir şey anlamadan bakmak.

Öküz(ün) arlında buzağı aramak: Akla aykırı bahanelerle suç ve suçlu aramak.


Öküzün altında buzağı aramak: Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak.

Ölçüyü kaçırmak: Davranışlarda ya da yiyip içmekte aşırıya gitmek, sınırı aşmak.

Ölçüyü kaçırmak: Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek,”Sofraya her oturuşunda ölçüyü kaçırırdı.”

ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek) : Umutsuz, boşu boşuna bir bekleyişi anlatmak için kutlanılır.

Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek): Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır.

Ölmek var, dönmek yok: “Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır” anlamında kullanılır.”Özgürlük yolunda ölmek var, dönmek yok bize.”

Ölü fiyatına: Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile.”Arsaları ölü fiyatına satmak zorunda kaldık.”


Ölü gözü gibi: Sönük, fersiz (ışık).

Ölü mevsim: İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi.”Bizim iş en ölü mevsimini yaşıyor.”

Ölü mevsim: İşin veya alışverişin durgun olduğu zaman

Ölüm Allah`ın emri: 1. Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. 2. Kesin karar verme durumunda kullanılır.

Ölüm Allah’ın emri: -1. “Herkes ölecek, ölmek kaçınılmazdır.” -2. “Bir işi yapmak için Ölümü bile göze almak ölümden korkmamak gere kir.” anlamında.

Ölüm dirim (kalım) meselesi: Hayati önemi olan sorun.

Ölüm dirim (kalım) savaşı: Yok olmamak için girişilen savaş, mücadele.

Ölüm döşeğinde : “O, ağır hasta, Ölmek üzere” anlamında.


Ölüm fermanı: Bir kimsenin mutlaka ölmesi gerelctiğiri belirten iş, ha reket.

Ölüm sessizliği: Derin sessizlik.

Ölümle burun buruna gelmek : Ölüme yol açabilecek tehlikeli bir durumda karşılaşmak.

Ölümlü dünya: Sonunda herkesin öleceği bu dünya.

Ölümlük dirimlik ; Hem yasamaya, hem de cenaze masrafına yetecek kadar (para).

Ölümü göze almak: Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak.”Allah yolunda ölümü göze aldı yiğitler.”

Ölümüne susamak, (ölümüne koşmak) : Ölümle sonuçlanabilecek kadar tehlikeli davranışta bulunmak. (Kars. Belasını aramak, eceline susamak.)

Ölümüne susamak: Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak.”Ölümüne mi susadın, çekil şu arabanın önünden!”

Ölüp ölüp dirilmek : -1. Çok acı, sıkıntı çekmek. -2. Çok ağır bir hasta lık geçirmek.

Ölüp ölüp dirilmek: 1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2. Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.

Ölür müsün, öldürür müsün? : Ters, kötü bir durum karşısında çare sizliği, ikircikli durumu anlatmak İçin kullanılır.

Ölür müsün, öldürür müsün?: “Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?” anlamında kullanılır.

Ölüsünü öpeyim (göreyim) (birinin): Bir şeyin doğruluğunu kanıtla mak için “yalama (şu yakınım) ölsün!” anlamında kullanılır.

Ömrü billah : Hiçbir zaman.

Ömrü billah: Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar.”Ömrü billah yalan söylememiştir o.”


Ömrü vefa etmemek: Amacına erişemeden ölmek.

Ömrü vefa etmemek: Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek.”Okulunu bitirip doktor olacaktı ama ömrü vefa etmedi.”

Ömrüne bereket: “Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun” anlamında kullanılır.

Ömrüne bereket: “ömrü uzun olsun’ anlamında teşekkür sözü.

Ömür adam : -1. Hoş, beğenilen kimse. -2. Gülünç, tuhaf kimse. .,

Ömür adam: Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam.

Ömür çürütmek : -1. Bir işe uzun zaman emek vermiş olmak. -2. Boşuna zaman geçirmiş olmak.

Ömür çürütmek: Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.”Bu ev için bir ömür çürüttüm ben.”

Ömür sürmek : -1. İyi ve rahat koşullarda yaşamak. -2. Belli koşullar da ya da belirli bir süre içinde yaşamak.

Ömür sürmek: İyi ve rahat yaşamış olmak.”Uzun bir ömür sürdü dedem.”

Ömür törpüsü : -1. Uzun, yorucu, sıkıntılı iş. -2. Yoran, bıktıran kimse.

Ömür törpüsü: İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş.

Ön ayak etmek (birini) : Bir işe birisinin başlamasını ya da girişmesini sağlamak.

Ön ayak olmak : Bir işin başlatıcısı ve yol göstericisi olmak, başkalarını ardından sürüklemek.

Ön ayak olmak: Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek.”Haydi ön ayak olda koşsunlar biraz.”


Önce can, sonra canan: “Bencil insanlar, Önce kendilerini sonra sev diklerini ve yakınlarını düşünür.” anlamında.

Önde gelmek :Ön sırada yer almak ; önemli, üstün olmak; başta gelmek.

Önden yürümek : -1. Kılavuzluk etmek, yol göstermek.

Öne almak (birini, bir şeyi) : Bir kimseye veya bir şeye, diğerlerinden daha Önemli sayarak tanınan ve sıra bakımından öncelik tanımak

Öne düşmek: 1. Önderlik ya da kılavuzluk etmek. 2. En önde yürümek.

öne sürmek: -1. Bir düşünce, sav ileri sürmek. -2. Bir iş için birini önermek, onun daha iyi yapacağını belirtmek.

Önem vermek (bir şeye, birine): Ona değer vererek üstünde dur mak, onu önemli saymak

Önlem almak: Tehlikeli olabilecek bir durumun önüne geçmek, bir amacı gerçekleştirmek için birtakım çarelere başvurmak; tedbir al mak.

Önunda ardında (arkasında) dolaşmak : Yanından ayrılmamak, ısrar la takip etmek, onunla birlikte olmaya çalışmak.

Önüne bir kemik atmak: Küçük bir çıkar karşılığı aşağılık birini susturmak,

önüne çıkmak: *1. Bir kimsenin karşısına çıkmak. -2. Yolunu kesmek.

Önüne dikilmek : -1. Gelip karşısında durmak. -2. Engel olmak istediğini söz ve davranışlarıyla göstermek.

önüne düşmek : -1. Bir kimsenin önünde yürümek. -2. Bir kimseye kılavuzluk etmek

Önüne geçmek : -1. Yolunu kesmek. -2. Engellemek, önlemek.

Önüne gelen : Karşısına çıkan, olur olmaz, rastgele (kişi veya şey).


Önüne gelen: Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.”Önüne gelene sordu ama bulamadı.”

Önüne katmak (birini): Onu önünden yürütüp ardından gitmek veya koşmak.

Önünü almak (bir şeyin): Onu önlemek, engellemek.

Önünü ardını düşünmemek: Sonucun ne olacağını hesaplamamak.

Önünü kesmek: Yolunu kesmek, ilerlemesine engel olmak.

Öp babanın elini: Beklenmeyen bir durum karşısında “Şimdi ne yapacağız?” anlamında kul anılır.

Öperken ısırmak: İyilik yapar gibi görünüp aslında kötülük yapmak.

öpüp (de) başına koymak: -1. İçinde bulunulan durumu minnetle, memnunlukla kabul etmek. -2. Büyük saygı göstermek.

Öpüp başına koymak: Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek.”Adam sana iş verecekmiş, daha ne istiyorsun, öpüp başına koy.”

Örnek almak (birini, bir şeyi) : -1. Bir başkasının iyi ya da kötü olan davranışlarını benimseyip tıpkı onun gibi davranmak. -2. Bir şeyden kendisi İçin olumlu bir ders çıkarmak.

Örnek olmak (birine): Davranış ve sözleriyle başkalarını iyi ya da kö tü yönden etkilemek.

Örtbas etmek (bir şeyi) : Duyulmaması istenilen bir durumu başka türlü göstererek kapatmak.

Örtbas etmek: Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek.”Dairede yapılan yolsuzlukları örtbas edeceklerini sandılar.”

Örümcek kafalı: Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse).

Öteden beri: Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri.”Öteden beri sevmem ben onu.”


Ötesi çıkmaz sokak: “Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez” anlamında kullanılır.

Özenip bezenmek: Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak.

Özrü kabahatinden büyük: Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.

Özü sözü bir: Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse.”Özü sözü bir olan insanlara rastlamak gittikçe zorlaşıyor.”

Özür dilemek: 1. Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2. Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek.”Özür dilerim, ben o kovayı taşıyamayacağım.”

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?