M Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

M Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü M Harfi. Deyimlerin anlamı. M Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

M Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE – M HARFİ:

Mal İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Maymun İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Merak İle İlgili Atasözleri ve Deyimler
Merhamet İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Mevsimler İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Meyve İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Müzik İle İlgili Atasözleri – Deyimler

DEYİMLERİN HİKAYELERİ

Meteliğe Kurşun Atmak Deyiminin Anlamı ve Hikayesi


HARF SIRASINA GÖRE

Maaşa geçmek: Aylığa geçmek, çalıştığı yerden ücret almaya başlamak.”Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar.”

Madalyanın ters (öteki) yüzü: Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü.

Madara etmek (birini) : Yalanını, yanlışını ortaya çıkarıp onu kötü duruma düşürmek, mahcup etmek.

Madara olmak : Kötü duruma düşmek, yanlışı ortaya çıkıp mahcup olmak.

Madik atmak (etmek, oynamak) (birine) : Aldatıp zarara uğramasına yol açmak; kazık atmak.


Madik atmak: Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek.”Ona kolay kolay kimse madik atamaz.”

Mahal kalmamak (bir şeye) : Gerek kalmamak, gereği olmamak.

Mahal yok (bir şeye) : Gereği yok.

Mahalle kahvesi gibi: Gürültülü, kalabalık ve havasız (yer).

Mahalle karısı: Kaba, terbiyesiz, görgüsüz, kavgacı kadın.

Mahalle karısı: Kavgacı, ağzı bozuk, terbiyesiz kadın.


Mahalleyi ayağa kaldırmak: Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek, telâşlandırmak.”Bağırıp durma öyle, mahalleyi ayağa kaldıracaksın.”

Mahkemelik olmak : Sorunlarını ancak mahkeme aracılığıyla çözebile cek duruma gelmek.

Mahkemelik olmak: Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek.”Bu gidişle mahkemelik olacağız galiba.”

Mahkûm etmek (birini, bir şeye) : -1. Mahkeme yargılayıp ceza vermek. -2. Kötü bir duruma sürüklemek. -3. Bir işi yapmaya mecbur et mek.

Mahkûm olmak: -1. Mahkemece yargılanıp ceza almak. -2. Kötü bir duruma düşmek. -3. Bir şeyi yapmaya mecbur olmak.

Mahşer gibi: Çok kalabalık.”Meydan mahşer gibiydi.”

Mahşer midillisi: Kısa boylu, fitneci kimse.


Makaraları koyuvermek (salıvermek, zaptedememek) : Kendini tutamayıp kahkahalarla gülmek.

Makaraları koyvermek: Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun uzun gülmek.”Yüzükoyun çamura düşen arkadaşını görünce makaraları koy verdi.”

Makaraya almak : Onunla alay etmek, onu aşağılamak; alaya almak, sarakaya almak.

Makas almak (birinden) : Sevgiyi göstermek için bir kimsenin yanağını orta parmak ile işaret parmağı arasına alıp sıkmak; kesme almak:

Makas almak: Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.

Makbule geçmek : Beğenilmek, hoşa gitmek, işe yaramak.

Mal bulmuş mağribi gibi: Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile.


Mal etmek (bir şeyi kendine) (bir şeyi bir şeye) : -1. Kendisine ait olmayan bir şeyi kendisinin yapmak. -2. Bir malı belirli bir para ile yapmış ya da sağlamış olmak.

Mal etmek: 1. Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2. Bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak.”O tarlayı kendisine mal etmesine göz yummayacağım.”

Mal olmak : -1. Karşılığını ödeyerek sahibi olmak. -2. Benimsenmek, kabul edilmek. -3. Bir İş, davranış nedeniyle büyük zarar uğramak.

Mal yapmak : Servet sahibi olmak, zenginleşmek.

Malın gözü : -1. Çıkara, hileci (kimse). -2. İffetsiz (kadın).

Malın gözü: 1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. İffetsiz. 3. İyi mal.

Mana çıkarmak : Bir kimsenin bir sözüne, bir davranışına, o kimsenin

Mânâ çıkarmak: Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak.”Öyle alıngandı ki her sözümden bir mânâ çıkarıyordu.”


Mânâ vermek: Kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak.”Senin bu davranışına bir mânâ veremiyorum.”

Manasına gelmek : Öyle anlaşılmak ; anlamına gelmek. Mana vermek Yorumlamak, kendine göre açıklamak; anlam vermek.

Mandalyonun ters (ötesi) yüzü : İşin ayrıca düşünülmesi gereken olumsuz yönü.

Maneviyatı bozulmak: Moral gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek.”Düşmanlar, toplumumuzun önce maneviyatını bozdular.”

Maneviyatını kırmak: Cesaretini kırmak, moralini bozmak. Mangalda kül bırakmamak: Bir konuda yapamayacağı şeyleri bile yapabiiirmiş gibi söylemek. (Kars. Yüksekten atmak.)

Mantar gibi yerden bitmek: Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak.”Adamlar mantar gibi yerden bitmişlerdi, bir anda etrafımızı sarıverdiler.”

Maraza çıkarmak: Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak.

Mariz atmak : Dövmek, dayak atmak.

Mariz yemek: Dövülmek, dayak yemek,

Mars etmek (birini) : -1. Tavla oyununda karşı tarafın pul almasına fır sat bırakmadan bütün pulları toplayıp oyunu kazanmak. -2. Karşısın dakini hiçbir söz söylemeyecek duruma getirmek.

Mars olmak: -1. Hiç pul almadan karşı taraf, bütün pulları toplayıp oyunu kazanmak. -2. Söz söyleyemeyecek duruma gelmek.

Marsık gibi: Teni koyu esmer renkli olan (kimse).

Mart içeri pire dışarı: Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.

Martaval atmak (okumak) : Yalan söylemek; palavra atmak.

Martaval atmak: İnanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek.”Amma da martaval atıyordu adam.”


Masal okumak: İnandırıcı olmayan sözlerle aldatmaya kalkışmak; martaval okumak.

Masal okumak: İnandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek.”Bana masal okuma, olayın gerçek yüzünü anlat.”

Maskara etmek (birini) (bir şeyi): -1. Onu gülünç, rezil duruma getirmek. -2. Onu bozmak, berbat etmek, işe yaramaz duruma getirmek.

Maskara olmak: Gülünç hâllere düşmek, alay konusu olmak.”Kim düşmanının maskarası olmak ister?”

Maskarası olmak : Bir kimsenin eğlencesi olmak.

Maskesi düşmek : Gerçek niteliği ortaya çıkmak.

Maskesi düşmek: Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak.”Nihayet maskesi düştü, herkes onun ne mal olduğunu anlayacak.”

Maskesini indirmek: Gizli amaçlarını, gerçek niteliğini ortaya çıkarmak.

Masraf görmek : Alışveriş yapmak.

Masraf kapısı: Para harcamayı gerektiren iş.

Masrafa girmek : Bir iş için oldukça* fazla para harcamak.

Masrafa girmek: Çok para harcamak.”Evi yaptılar ama çok da masrafa girdiler.”

Masrafı çekmek: Bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak.”Yarınki gezide bütün masrafları Ahmet çekecekmiş.”

Masrafı çekmek: Bir iş için yapılan harcamaları ödemek.

Masraftan çıkmak: Bir iş ya da şey için epeyce para harcamak zorun da kalmak.


Maşa gibi kullanmak (birini) : Onu kendi çıkarı için kullanmak.

Maşallahı var: Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır.”Adamın maşallahı var, hiçbir yoksulu geri çevirmedi.”

Maşası olmak: Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak.”İşverense işveren, onun maşası olamam ben!”

Mat etmek (birim*): -1. Onu satrançta yenmek. -2. Tartışmalı bir konu da birini yanıt veremez duruma düşürmek.

Mat etmek: 1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek.”İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti.”

Mat olmak: -1. Satrançta yenilmek. -2. Tartışmalı bir konuda yenilmek.

Matem tutmak : Yas içinde olmak, çok üzülmek; yas tutmak.

Matrak geçmek (matrağa almak) (biriyle) (birini): Onunla alay et mek. (Kars. Dalga geçmek.)

Matrak geçmek: Alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga geçmek.”İnsanlarla matrak geçmeye bayılıyorsun.”

Maval okumak: Tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler söylemek.”Kes sesini, maval okumandan bıktım artık!”

Maval okumak: Yalan yanlış şeyler söylemek, yalan uydurmak; masal okumak.

Mavi boncuk dağıtmak: Değişik kimselere “En çok sevdiğim sensin, senin tarafını tutuyorum” gibi gönül alıcı sözler söylemek, vaatte bulunmak.

Mayası bozuk: Karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi).”Şu mayası bozuk adamın çenesini kapayın, sesini duymak istemiyorum.”

Maymun gözünü açtı: “En kötü olaydan gereken dersi aldı.” anlamın da.

Maymun iştahlı: Hevesi çabuk geçen, hiçbir işte, uğraşta, sebatlı olma yan (kimse).


Maymun iştahlı: Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen.”Maymun iştahlılığı yüzünden başına olmadık işler geldi.”

Maymuna benzetmek, (çevirmek, döndürmek) (bir şeyi, birini) : Onu gülünç ve çirkin duruma getirmek,

Maymuna dönmek: -1. Çirkin re gülünç duruma gelmek. -2. Uslanmak, ağır başlı olmak.

Maytaba almak (birini) : Onunla alay etmek, eğlenmek (Kars. Dalga geçmek.)

Mazur görmek (tutmak) (birini) : Onun kusurunu bağışlamak, onu hoş görmek.

Mecbur kalmak (olmak): İstemeyerek yapmak zorunda olmak

Mecbur tutmak (birini) : Onu, q şeyi yapmak zorunda bırakmak, yü kümlü kılmak.

Mekik dokumak : İki yer arasında sık sık gidip gelmek. Merak sarmak (sardırmak, salmak) (bir şeye) : O şeyle uğraşmak isteğine kapılmak, bir şeye eğilim duymak.

Mekik dokumak: İki yer arasında durmadan gidip gelmek.”Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli.”

Mendil açmak: Dilenmek.

Merak etmek: 1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek, anlamak isteği taşımak.”Merak etmeye başladım, bu saate kadar gelmeliydiler.”

Mercimeği fırına vermek : Bir kadınla bir erkek gizlice anlaşıp sevişmek. (Kars. İşi pişirmek.)

Merdiven dayamak (bir yaşa) : Belli bir yaşa basmak ya da yaklaşmak.

Merhabası olmak: Birisiyle selâmlaşacak kadar tanışıklığı, yakınlığı bulunmak.

Merhabayı kesmek: Biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son vermek.”Onunla merhabayı keseli epey zaman olmuştu.”


Merhamete gelmek : Acıma duygusuna kapılmak; acımak.

Mesafe almak : Bir işte, konuda epeyce ilerlemiş olmak.

Mesafe bırakmak: Dostluk ilişkilerinde resmiyeti korumak; samimi olmamak.

Mesele çıkarmak: Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak.”Haydi, bir mesele çıkarmadan çekip gidin buradan.”

Mesken tutmak: Yerleşmek.”Yarim İstanbul`u mesken mi tuttun!”

Mesul tutmak (birine): bk Sorumlu tutmak.

Meşakkat çekmek : bk. Sıkıntı çekmek. Meşgul etmek (birini) : -1. Onun vaktini almak. -2. Onu uğraştırmak. -3. Onu oyalamak.

Meşgul olmak (bir şeyle, biriyle) : -1. Vaktini o işe (şeye) vermek. -2, Onunla uğraşmak. -3. Onunla oyalanmak.

Meteliğe kurşun atmak : Hiç parası kalmamak

Meteliğe kurşun atmak: Parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak.”Dün meteliğe kurşun atıyordu, ya bugün…”

Metelik etmez: “Hiçbir değeri ve önemi yok” anlamında.

Metelik vermemek (Bir şeye): Ona değer, önem vermemek, aldırış etmemek. ‘

Metelik vermemek: Değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek.”Onun gibilere metelik vermem mi diyorsun?”

Mevki sahibi olmak: Yüksek bir görevde, bir işte önemli bir aşamada bulunmak.”Mevki sahibi olmak için yıllarca çalışıp durdu.”

Mevzuat hazretleri: “Bürokraside güçlük doğuran kuralların, işlemlerin tümü” anlamında alay yollu söylenir.


Meydan (birine) kalmak : Ona engel olacak hiçbir şey kimse bulunmamak, onun rahatça hareket edebileceği bir ortam oluşmak.

Meydan bırakmamak : bk. Meydan vermemek.

Meydan bulamamak : Fırsat bulamamak.

Meydan dayağı: Bir kimseyi herkesin gözü Önünde dövme.

Meydan dayağına çekmek (birini) : Onu herkesin içinde (çok) dövmek

Meydan kalmamak : Bir şeyin yapılmasına fırsat olmamak

Meydan okumak : Kendisinin daha üstün olduğunu ileri sürerek başkalarını karşılaşmaya çağırmak

Meydan okumak: Kavga ya da yarışmaya çağırmak, korkmadığını ve çekinmediğini açıkça bildirmek.”Bir an meydan okumayı içinden geçirdi, sonra bundan vazgeçti.”

Meydan vermemek (bırakmamak) (bir şeye) : Kötü bir durumun yaratılmasına fırsat vermemek

Meydan vermemek: Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkân ve zaman vermemek, engel olmak.”Onların kavga etmesine sakın meydan vermeyin çocuklar.”

Meydana atmak : bk. Ortaya almak.

Meydana çıkmak : -1. Bir durumun herkesçe bilinir duruma gelmek. -2. Bir kimse gizlenmekten vazgeçip herkesin arasına çıkmak. -3. Bir ” kimse bir iş için kendini göstermek. -4. Yetişmek, büyümek. (Kars. Ortaya çıkmak.)

Meydana çıkmak: 1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek, büyümek, olmak.”Korkak herif meydana çık da yüzünü görelim.”

Meydana dökmek : bk. Ortaya dökmek.

Meydana gelmek : Olmak, oluşmak, yapılıp bitirilmek.

Meydana gelmek: 1. Olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2. Ortaya çıkmak.”Olay akşam üzeri meydana geldi diyorlar.”

Meydana getirmek : Oluşturmak,, yapıp bitirmek.

Meydana koymak : bk. Ortaya koymak.

Meydana vurmak (bir şeyi): Onu belli etmek, ortaya çıkarmak

Meydanda kalmak : bk Ortada kalmak.

Meydandan kaldırmak (bir şeyi) : Onu saklamak, gizlemek, yok etmek; ortadan kaldırmak.

Meydandan kalkmak: bk Ortadan kalkmak.

Meydanı (bir şeye, bir kimseye) bırakmak: -1. Savunduğu şeyden vazgeçmek -2. Yarışmadan çekilmek

Meydanı boş bulmak : Çekinecek’bir kimse ya da engel olmadığı için istediği şeyleri yapmak

Meydanı boş bulmak: Kendisine mâni olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda bulunmak, bir şeyden çekinmemek.”Meydanı boş bulan eşkıyalar ortalığı kasıp kavurmaya başlamışlardı.”

Meyil vermek (bir şeye) (birine) : -1. Belirli bir eğiklik sağlamak. -2. Ona gönül vermek, onu sevmek (Kars. Abayı yakmak.)

Mezar kaçkını: Çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.

Mezhebi geniş.: Namus konusunda çok geniş hoşgörüsü olan (kimse).

Mezhebi geniş: Namus konusunda gerekli olan titizliği göstermeyen, kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen, iffetsizliğe meydan veren, geniş davranan.

Mırın kırın etmek : İstenilen bir şeyi yapmamak için yersiz, asılsız bahaneler ileri sürmek, nazlanmak.

Mırın kırın etmek: Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak.”Mırın kırın etmeyi bırak da yak şu sobayı.”

Mısır’daki sağır suttan bile duydu : “Herkes duydu, duymayan kalmadı.” anlamında.

Mızıkçılık etmek: Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak.

Mide bulandırmak: 1. Kusacak bir duruma getirmek. 2. Kuşkulandırmak.”Çekil çabuk karşımdan, midemi bulandırıyorsun!”

Mide bulandırmak: -1. Mideyi kusacak duruma getirmek

Mide fesadına uğramak : Çok ve çeşit i şeyler yemekler midesi bo zulmak

Midesi ağzına gelmek : Çok öğürmek, çok iQrenmek. Midesi almamak (götürmemek, kabul etmemek, kaldırmamak) (bir şeyi) : -1.-İğrenme gibi nedenleri* bir şeyi yiyememek -2. Çirkin bir

Midesi bulanmak (bir şeyden) : -1. Kusacak duruma gelmek. -2. İğrenmek, tiksinmek. -3- İşkillenmek, kuşkulanmak

Midesi bulanmak: 1. Kusacak gibi olmak. 2. İğrenmek, tiksinmek. 3. Kuşkulanmak.”Yaptığınız iş, mide bulandırıcı bir işti!”

Midesi kaynamak (ekşimek, yanmak) : Genellikle yiyeceklerden ötü rü midede rahatsızlık duymak.

Midesi kazınmak (ezilmek): Çok acıkmak, açlık duymak.

Mideye indirmek (bir yiyeceği) : Onu büyük bir iştahla yemek; göv deye indirmek.

Mideye oturmak : Yenen bir şey midede sindirilemeyip rahatsızlık yaratmak.

Mideye oturmak: Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.

Mihenk (taşı): Birinin değerini, ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt.

Mikroptuk etmek (yapmak) : Kötü düşüncelerini davranışlarına yansıtmak, kötü biçimde davranmak.

Milimi milimine : Tam, tastamam, iyice.

Mim koymak (bir şeye): -1. Unutulmaması için işaret koymak. -2. Uygun görülmeyen davranışını tekrarlamaması İçin bir kimseye uyarıda bulunmak. -3. Önemli görerek üstünde ısrarla durmak.

Mim koymak: 1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. Önemli bularak üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında saymak.”Bu ata sözüne bir mim koy, dedi öğretmenim.”

Minder altı etmek : Bk. Hasır altı etmek.

Minder çürütmek: -1. Oturarak yaptlan işlerde yıllarca çalışmış ol mak: -2. İşsiz güçsüz bir şekilde vakit geçirmek, -3. Konuk gidilen bir yerde uzun süre kalmak.

Minnet aftında kalmamak : Birinin iyiliğine karşı kendini borçlu durum dan kurtarmak İçin bir iyilik yapmak.

Minnet etmek: Boyun eğmek, yalvarmak.”Ona buna minnet etmeden yaşamak istediğimi biliyorsun değil mi?”

Minnettar katmak (birine): İyiliği dokunan kimseye karşı gönlünde te şekkür duygusu beslemek.

Mirasa konmak : Kendisine önemli ölçüde miras kalmak. Miras yemek : Kendine kalan mirası savurganca harcayıp bitirmek. Miskinler tekkesi: İşsiz güçsüz, tembel kimselerin toplandığı yer. Modası geçmek : -1. Moda olmak özelliğini yitirmek. -2. önemini, ge çerliliğini yitirmek.

Moda olmak: Yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak.”Saçları kısa kestirmek bu yıl moda oldu.”

Modası geçmek: Yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek.”Bu elbisenin modası geçti artık.”

Mola vermek : Yolculukta ya da yorucu çalışmada bir süre ara verip dinlenmek.

Mola vermek: Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek.”Yarım saat sonra mola verecekler, onlara mola yerinde yetişebiliriz.”

Moral vermek (birine) ; Bir kimsenin direnme güctjnü yükseltmek, yü reklendirmek; cesaret yermek.

Moralini bozmak : Bir kimsenin dayanıma, direnme gücünü sarsmak.

Muaf tutmak (birini, bir şeyden) : Ona bir ödev ya da yükümlülük ko nusunda ayrıcalık tanımak

Mucize kabilinden : Mucizeye benzer bir biçimde, hiç umulmadık bir biçimde.

Muhabbet tellalı: Kadınla erkek arasında gayrimeşru ilişkiye aracılık eden kimse, kavat, pezevenk

Muhallebi çocuğu : Nazlı büyütülmüş (çocuk).

Muhallebi çocuğu: Nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş, dayanıksız, narin kimse.”Senin gibi muhallebi çocuklarıyla iş yapamam ben.”

Muhasebesini yapmak : Bir şeyin olumlu ve olumsuz yönlerini incele yip bir yargıya varmak

Muhit yapmak : bk. Çevre yapmak.

Mukabelede bulunmak: Karşılık vermek.

Mukayyet olmak (bir şeye) (birine) : Onu gözetmek, korumak

Mum (gibi) olmak : -1. Yola gelmek, uslanmak. -2. Bir işe, öneriye ra zı olmak.

Mum (gibi) olmak: 1. Yaramazlığı, hırçınlığı, uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek. 2. Razı olmak.”Askerde onun da mum gibi olacağına eminim.”

Mum gibi erimek (sönmek) : Zayıflamak, sararıp solmak canlılığını yi tirmek

Mum gibi: -1. Dimdik, dosdoğru. -2. Uslu. -3. Tertemiz, düzgün.

Muma döndürmek (çevirmek),(mum etmek) (birini) : Onu, her söy lenileni yapar duruma getirmek, uslandırmak.

Muma dönmek: Uslanmak.

Mumla aramak (birini) : Onu çok isteyerek aramak.

Mumla aramak: Çok istek ve özlemle aramak.”O anneyi siz mumla arayacak ama bir daha bulamayacaksınız.”

Muradına ermek : Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak

Muradına ermek: Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak.”İnşallah muradına erersin kızım.”

Mücadele vermek : Bir şeye karşı koymak, çok çaba harcamak; sava şım vermek.

Mührünü basmak : Bir şeyin doğruluğunu onaylamak.

Mührünü yalamak : Verdiği sözden dönmek

Mülahazat hanesini açık bırakmak : Bir durum ya da kimse hakkında kesin yargıya varmayıp gelişmelere göre bir değerlendirme yapmak için beklemek

Mümkün mertebe : Olabildiği kadar, olabildiğince.

Mümkün mertebe: Olabildiğince, yapabildiği kadar.”Zararınızı mümkün mertebe karşılama yoluna gideceğimizden emin olun lütfen.”

Münakaşa götürmek (götürmemek) : Tartışılabilir nitelikte olmak (tar tışma olanağı yaratmayacak kesinlikte olmak)

Münasebet almamak: Bir davranış uygunsuz, yakışıksız olmak, uy gun düşünmemek

Münasebet düşmek : Uygun bir durum ortaya çıkmak, sırası gelmek.

Münasebet kurmak : İki şey arasında ilgi, yakınlık kurmak.

Münasebete girmek : bk İlişki kurmak,

Münasebetini getirmek: Sırasını getirmek, uygun zamanını bulmak.

Münasebette bulunmak : -1. İlişkisi olmak -2. İlişki kurmak -3. Cinsel yakınlaşmada bulunmak

Münasebetti münasebetsiz : Yerli yersiz, yakışık alsın almasın.

Münasip bulmak (görmek) ; Uygun ve yerinde bulmak.

Münasip düşmek: Yakışmak, uygun olmak.

Mürekkebi kurumadan : Bir şeyin yapılmasından çok kısa bir süre sonra.

Mürekkebi kurumadan bozmak: Bir kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak.

Mürekkebi kurumadan: Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre sonra.

Mürekkep yalamak : Okumak, öğrenim görmek.

Mürekkep yalamış: Az çok öğrenim görmüş, okuyup yazmış, belli bir kültüre sahip olmuş kimse.”Maval okumayı bırakın, biz de mürekkep yalamışlardan sayılırız.”

Mürüvvetini görmek (anne, baba için): 1. Özellikle evlâdının evlendiğini, çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak.”Acaba çocuklarımın mürüvvetini görecek miyim?”

Mürüvvetini görmek : -1, Ana baba. evladının mutlu günlerini görmek le sevinç, kıvanç duymak. -2. Ana baba evladının ilgi ve yardımıyla rahat bir yaşam sürmek.

Müslüman adam: Hak yemeyen, doğruluktan ayrılmayan, İslâm`ın emirlerine uyan kimse.”Müslüman adam, başı daima dik olan adamdır.”

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak : İhtiyaç duyulmayan da hası gereksiz görülen bir işle-uğraşmak.

Müşkülat çıkarmak: Bir işi güçleştirecek nedenler yaratmak;.güçlük çıkarmak, zorluk çıkarmak

Müşteri avlamak : Hileli yollarla müşteri çekmek.

Müşteri kızıştırmak: Müşterileri bir malın satın alınması konusunda özendirici yollar izlemek

Müzmin bekâr: Hiç evlenmemiş ve ne zaman evleneceği belli olmayan kimse.

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Yorum yapılmamış

Bir Yorum Yazmak İster misiniz?