G Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

0

G Harfiyle Başlayan Deyimlerin anlamları, açıklamaları, Deyimler sözlüğü G Harfi. Deyimlerin anlamı. G Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

G Harfi İle Başlayan Deyimler ve Anlamları

ANLAMINA GÖRE – G HARFİ:

Gece İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Gezmek İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Gölge İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları
Gönül İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Görgü İle ilgili Deyimler ve Anlamları
Göz İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Gurbet İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Gülmek İle İlgili Deyimler ve Anlamları
Güven İle İlgili Atasözleri Deyimler ve Anlamları

DEYİMLERİN HİKAYELERİ

Geçme Namert Köprüsünden Koy Aparsın Su Seni Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Geçti Bor’un Pazarı Sür Eşeği Niğde’ye Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Gırgır Geçmek Deyiminin Anlamı ve Hikayesi
Gölge Etme Başka İhsan İstemem Deyiminin Anlamı ve Hikayesi


HARF SIRASINA GÖRE

Gaf yapmak: Farkında olmadan yersiz bir davranışta bulunmak ya da bir kimseyi incitecek söz söylemek (Kars. Baltayı taşa vurmak, çam devirmek, pot kırmak.)

Gafil avlamak (birini): Onu habersiz ve hazırlıksız olduğu bir sırada bastırmak, güç duruma düşürmek.

Gafil avlanmak: Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma düşürülmek.”Ben gafil avlanacak bir insan değildim ama oldu bir kere.”

Gaflet basmak: Uykusu gelmek.”Siz konuşurken beni bir gaflet bastı ki hiç sorma, sizin konuştuklarınızı anladım diyemem.”

Gaipten haber vermek : Gelecekte neler olacağını söylemek, bilinme yen âlemden haber vermek


Galebe çalmak: Üstünlük sağlamak, yenmek

Galeyana gelmek : Bir şeyden çok etkilenmek, heyecanlanıp coşmak

Galeyana getirmek (birini, bir topluluğu) ; Onu, o topluluğu etkileyip coşturmak.

Galip gelmek (çıkmak): Yenmek; üstün gelmek.

Gam yememek: Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek.”Seni bir kez daha gördüm ya, artık gam yemem.”

Gani gönüllü: Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.”Gani gönüllü insanlara artık günümüzde pek rastlanmıyor.”


Garaz bağlamak (birine) :Ona karşı düşmanca duygular beslemek; kin beslemek (bağlamak).

Gargaraya getirmek : Gürültüye getirerek bir sözün, bir eylemin öne mini, etkisini hafifletmek, dikkatten kaçırmak

Garibine gitmek: Garip bulmak, yadırgamak; acayibine gitmek, tuha fına gitmek.

Garip gelmek: Garipsemek, yadırgamak; acayip gelmek, tuhaf gel mek.

Gâvur etmek (bir şeyi): Onu işe yaramayacak duruma getirmek, ziyan etmek,

Gâvur etmek: Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde harcamamak.”Onca parayı bu eve verip gâvur etti.”

Gâvur eziyeti: Acımasız, zalimce davranış, güç; zahmetli iş.


Gâvur inadı: Önüne geçilemeyen inat; keçi inadı.

Gâvur inadı: Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan inat.”Adamın yine gâvur inadı tuttu, gelmem deyip duruyor.”

Gâvur olmak : Boş yere harcanmak, heder olmak.

Gâvur ölüsü gibi: Çok ağır ve hantal olan (şey).

Gâvurluğu tutmak (gâvurluk etmek) : -1. İnsafsızca davranmaya baş lamak -2. İnatlaşmak, inat etmek.

Gayret dayıya düştü : “Söz konusu iş onu başarabilecek olana kaldı.” anlamında.

Gayya kuyusu : İşlerin karmakarışık, içinden çıkılmaz olduğu durum, ortam.


Gaza basmak: -1. Taşıtın hızını artırmak için gaz pedalına basmak. -2. Savuşmak, kaçmak; defolmak

Gazaba gelmek : Çok öfkelenmek

Gazaba uğramak: Bir kimsenin öfkesini üzerine çekmek.

Gazel okumak: 1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek.”Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!”

Gebe bırakmak (birini): Onu borçlu duruma getirmek.

Gebe kalmak (birine) : Ona borçlu durumda olmak.

Gece gündüz : Her zaman, hiç ara vermeden, sürekli olarak.

Gece gündüz dememek : Vaktin uygun olup olmadığına bakmadan sürekli çalışmak.


Gece kuşu : Gece vakti gezmesini, iş görmesini seven, geceleri uyu mayan (kimse).

Gece kuşu: Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse.”Bizim oğlan iyice gece kuşu oldu.”

Gece silahlı gündüz külahlı: Kendini iyi insan gibi gösteren, fakat sez dirmeden kötü işler yapan (kimse).

Geceli gündüzlü : Gece gündüz, hiç ara vermeden, sürekli olarak.

Geceyi gündüze katmak : Gece gündüz durmaksızın çalışmak.

Geceyi gündüze katmak: Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.”Geceyi gündüze katıp çalıştık ve bu evi yaptık.”

Geçer akçe : Herkesçe beğenilen şey için kullanılır.

Geçer akçe: Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey).”Elimizdeki tek geçer akçemiz şu arabadır.”

Geçer not almak : Uygun bulunmak, beğenilmek.

Geçim dünyası: -1. Herkesle iyi geçinmek gerektiğini anlatmak için kullanılır. -2. “Herkes için en önemli konu geçimini sağlayacak yolu bulmasıdır.” anlamında kullanılır.

Geçim kapısı: Kazanan sağlandığı işyeri; ekmek kapısı.

Geçim yolu : Yaşamak İçin kazanç bulma yolları, çareleri.

Geçimini sağlamak: Yaşamak için gerekli olanı elde etmek.”Geçimini sağlamak için hemen her yola başvurdu.”

Geçinip gitmek : -1. Yaşamını iyi kötü sağlayabilecek bir geliri olmak. -2. Başkalarıyla ilişkileri önemli sorun yaratmayacak düzeyde olmak.

Geçmiş ola : -1. “Geçmiş olsun.” -2. “Bu fırsatı bir daha ele geçiremez sin. Yazık olur (oldu).” anlamında.


Geçmiş olsun : “Hastalığınız, geçirdiğiniz kaza ya da felaketin geçmiş olmasını, bir daha böyle üzüntülerle karşılaşmamanızı dilerim.” anla mında.

Geçmişini karıştırmak: Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.

Geçti Bor`un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye): “İş işten geçti artık, fırsatı kaçırdın” anlamında kullanılır.

Geçti Bor’un pazarı (sür eşeğini Niğde’ye): ‘Bu fırsatı kaçırdın, yeni bir fırsat aramaya koyul.” anlamında.

Gel gelelim : “Ne çare ki.” anlamında.

Gel gelelim: “Fakat, ama, ancak” ve “Ne çare ki..” anlamlarında kullanılır.”Gel gelelim onlara, daha teklifimizi kabul etmediler.”

Gel keyfim gel: -1. “Genel olarak durumumdan oldukça memnu num.” anlamında. -2. Durumu iyi olanlara gıpta yollu da söylenir.

Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.

Gel zaman git zaman : Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra.

Gel zaman git zaman: Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra.”Gel zaman git zaman bu ikisi beraberce yaptılar bu evi.”

Geleceği varsa göreceği de var: “Yiğittik taslayıp kötülük yapmak için gelmeye niyeti varsa, buyursun gelsin, ona haddini bildiririz.” an lamında tehdit yollu söylenir.

Gelen ağam, giden paşam : “Başa kim gelirse gelsin benim İçin fark etmez, ben kendi işime bakarım.” anlamında.

Gelip çatmak: Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak.”Ödeme gününün gelip çatacağını hiç düşünmedin mi?”

Gem vurmak (birine) (duygularına) : -1. Onun taşkın, aşırı .davranış larını önlemek, önleyecek girişimde bulunmak. -2. Duygularına ha kim olmak.

Gemi aslanı: Gösterişli olan, fakat hiçbir İşe yaramayan (kimse).


Gemi azıya almak : Hiçbir şekilde söz dinlemez olmak, kural tanımamak.

Gemi azıya almak: 1. Söz dinlemez olmak. 2. At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.

Geniş gönüllü: Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan.”Geniş gönüllü olmak benim için o kadar kolay değil.”

Geri basmak: Geri geri gitmek.”Heyecanlanınca geri basmaya başladı.”

Geri çekilmek: 1. Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek. 2. Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.”Düşmanın çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz kalmamıştı.”

Geri çevirmek (bir şeyi, birini): -1. Onu kabul etmemek. -2. Onu gel diği yere göndermek.

Geri çevirmek: 1. İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek.”Ona aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri çevirdi.”

Geri durmamak (bir şeyden) : O şeyi yapmaktan kaçınmamak. (Kars. Aşağı kalmamak.)

Geri durmamak: Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek.”Ona bu işi yapmaktan geri durmamasını söyle, sonunda başaracaktır.”

Geri hizmet: 1. Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü. 2. Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev.”Senin bu savaşta, geri hizmette bulunacağını söylediler bana.”

Geri hizmet: Kolay, yorucu olmayan görev.

Geri kafalı : Tutucu, gerici; yenilikler karşı çıkan, düşünce ve davranış larıyla eskiye bağlı olan (kimse). (Kars. Eski kafalı.) , .

Geri kafalı: Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.

Geri kalmak : -1. Nitelik ve zaman yönünden geride bulunmak. -2. Benzerliklerinden daha az gelişmiş olmak.

Geri tepmek : Yapılan bir davranış benzer bir davranışla karşılanmak, ters etki göstermek.


Geriden geriye : -1. Uzaktan. -2. Gizlice.

Geyik muhabbeti: Yararsız anlamsız uzun konuşma, gevezelik.

Gezip tozmak : Gönlünün İsteğince gezmek.

Gıcık almak (kapmak) (bir şeyden, birinden) : Onun söz ve davra nışlarından, kimi özelliklerinden hoşlanmamak; dahası sinirlenmek.

Gıcık olmak (birine, bir şeye) : Bir davranışa ya da bir kimseye sürek li olarak sinirlenmek.

Gıcık tutmak : Boğazı gıcıklanmak.

Gıcık tutmak: Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak.”Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı.”

Gıcık vermek : Birini kıskandıracak davranışlarda bulunmak.

Gıcık vermek: 1. Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2. Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak.”Gıcık veren bu tatlıyı yiyemiyorum.”

Gık dememek: Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak.”Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi.”

Gıkı (bile) çıkmamak (gıkını bile çıkarmamak) : -1. Çok sessiz uslu durmak. -2. Baskı karşısında tek söz söylememek.

Gına gelmek (getirmek) (birine, bir şeyden): O şeyden bıkmak, usanmak.

Gına gelmek: Usanmak, bıkmak.”Bu işten gına geldi artık.”

Gırgır geçmek (biriyle) : -1. Onunla alay etmek. -2. Gevezelik etmek.

Gırgırında olmak (İşin) : O şeye gereken önemi vermemek, onu dik kate almamak; eğlenmek, dalga geçmek.


Gırla gitmek : -1. Uzun sürmek. -2. Bol bol harcamak.

Gırla gitmek: 1. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2. Uzun sürmek.

Gırtlağına basmak : Bir kimseye bir işi yaptırmak için baskı yapmak; boğazına basmak.

Gırtlağına kadar borca girmek: Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak.”Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim.”

Gırtlağına kadar borcu olmak : Çok miktarda borcu olmak; boğazına kadar borca girmek.

Gırtlağına sarılmak : Kavga etmek, peşini bırakmamak; boğazına sarılmak.

Gırtlağından kesmek: Para biriktirmek için yiyeceğinden kısıntı yapmak; boğazından kesmek.

Gırtlak derdi: Geçim kavgası.

Gırtlak gırtlağa gelmek (biriyle) : Onunla kavgaya tutuşmak; boğaz boğaza gelmek.

Gırtlak gırtlağa gelmek: Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek.”Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın.”

Gibi gelmek (gibisine gelmek) : Sanısını uyandırmak, sanmak, (…) gi bi görünmek.

Gidiş o gidiş : “Sözü edilen kimse gitti ve bir daha geri dönmedi.” an lamında.

Gidiş o gidiş: “Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı” anlamında kullanılır.

Girdisi çıktısı: -1. Birinin yakın ilgisi. -2. Bir şeyin ayrıntıları. -3. Gelir ve gideri.

gitmek. Gümrükten mal kaçırır gibi: Herkesten gizlemeye çalışarak, telaşla;


Gitti gider: “Artık ele geçmemek üzere gitti.” anlamında.

Gizli din taşımak: Din, inanç, görüş yönünden göründüğü gibi olma mak.

Gizli kapaklı: Başkalarından saklanan, kimseye haber verilmeden ya-pttan (iş, konuşma).

Gizli tutmak (bir şeyi): Bir olayı, bir haberi hiç kimseye duyurma mak, açıklamamak.

Gizliden gizliye: Gizli olarak, çaktırmadan. (Kars. Alttan atta, el altın dan, arkadan arkaya, içten içe.)

Gizlisi kapaklısı olmamak : Başkalarından gizlenecek herhangi bir şe yi olmamak.

Göbeği beraber kesilmiş ; “Her’zaman onunla birliktedir, ondan hiç ayrılmaz.” anlamında.

Göbeği çatlamak: Bir işi başarmak için çok zorlanmak, uğraşmak.

Göbeği çatlamak: Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek.”Onu razı edeceğim diye göbeğim çatladı.”

Göbek adı : Çocuğun göbeğini keserken ebenin koyması âdet dan ad.

Göbek adı: Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad.”Senin göbek adın nedir?”

Göbek atmak : -1. Oynarken karnını yukarı doğru hareket ettirmek. -2.

Göbek bağlamak (salmak) : Göbeği sarkacak ölçüde şişmanlamak,göbeklenrnek.

Göğsü kabarmak (bir şeyden) : Ondan büyük övünç duymak, kıvan mak.

Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak.”Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum.”

Göğsünü gere gere : Övünerek, kendine güvenerek, kıvanç duyarak.

Göğüs geçirmek: Üzüntü nedeniyle derin derin nefes alıp vermek. (Kars. İçini çekmek.}

Göğüs geçirmek: Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek.”Eski hatıraları gözünde canlanınca derin derin göğüs geçirdi.”

Göğüs germek (bir şeye) : Her türlü güçlüğe dayanmak, bilinçlice karşı koymak, direnmek.

Göğüs germek: Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.”Bu güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik.”

Gök gözlü: -1. Göz rengi maviye çalan (kimse). -2. Gözleri bu renk olanların hainliğini belirtmek için kullanılır.

Göklere çıkarmak (birini) : Onun yaptıklarını, niteliklerini abartarak öv mek, onu yüceltmek. (Kars. Övgüler düzmek.)

Göklere çıkarmak: Aşırı ölçüde övmek.”Adamı bu basit iş için göklere çıkartıp şımarttıkça şımarttılar.”

Gökte ararken yerde bulmak (bir şeyi, birini) : Ele geçirilmesi güç

Gökten zembille mi indi? : “O kimsenin ne ayrıcalığı var ki başkaları na tanınmayan haklar ona tanınıyor?” anlamında. Gölgede bırakmak (bir şey, bir şeyi) (biri, birini) : -1. Bir şey nitelik yönünden daha üstünolmak. -2. Bir kimseden daha başarılı olup de ğerce ondan üst düzeyde olmak.

Gökten zembille mi indi?: “Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?”, “Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?” anlamında kullanılır.

Gölge düşürmek (bir şeye) : Bir şeyin bilerek ya da bilmeyerek değe rini azaltmak.

Gölge düşürmek: Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek işler yapmak.

Gölge etmek : Rahatsız etmek, engel olmak. Gölgesinden korkmak : Kuruntulu olmak, tehlikesiz işlere girişmekten bile korkmak.

Gölge etmek: 1. Işığa engel olmak. 2. Bir işin yapılmasına engel olmaya çalışmak.”Gölge etme de şu işi zamanında yapayım.”

Gölgesinden korkmak: Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.”Gölgesinden korkan adamlarla hiçbir işe girilmez.”

Gönfü bol: Cömert, eli açık (kimse). Gönlü çekmek (bir şeyi) : Ona imrenmek, onu canı istemek. (Kars.

Gönlü bol: Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.

Gönlü gani (gönlü gözü gani): Cömert, eli açık, gözü tok (kimse).

Gönlü kalmak: 1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek.”Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı.”

Gönlü kara: Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.

Gönlü olmak : Razı olmak, hoşnut olmak.

Gönlü tok : Yetinmesini bilen kimse; gözü gönlü tok. Gönül almak: Bir kimseyi uygun bir davranışla ya da armağanla se vindirmek.

Gönlü tok: Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan.”Onun kadar gönlü tok bir adam görmedim.”

Gönlünden geçirmek (birini, bir şeyi) : Onu şöyle bir düşünmek, iste mek; içinden geçirmek.Gönlünden kopmak: Bir kimseye, o an içinden geçtiği kadar iyilikte

Gönlünden kopmak: Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek.”Gönlünden kopanı vermek kadar güzel bir şey olamaz.”

Gönlüne göre: İsteğine uygun olarak, dilediğine göre.”Allah gönlüne göre verir inşallah.”

Gönlünü almak: Kırgın, küskün birini güzel sözlerle ya da bir arma ğanla sevindirmek, memnun etmek. ( Kars. Hatırını hoş etmek.)

Gönlünü çelmek : -1. Bir kimsenin sevgisini kazanmak. -2. Birisini ken dine âşık etmek.

Gönlünü etmek (yapmak) : Onu razı etmek, hoşnut etmek.

Gönlünü hoş etmek: Bir kimseyi istediğini yerine getirerek sevindir mek.

Gönlünü kaptırmak (birine) : Ona âşık olmak.

Gönlünü kırmak : Bir kimseyi kaba söz ve davranışlarla üzmek, küstür mek; kalbini kırmak.

Gönül almak: 1. Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2. Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek.”Daha fazla uzatmadan o çocukların gönlünü almalısın.”

Gönül bağı: Duygusal ilişki, sevgi-bağı.

Gönül borcu: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu hissetme; min net, şükran.

Gönül eri: Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse).”O ihtiyar adam tam bir gönül eriydi.”

Gönül hoşluğuyla (rızasıyla) : İsteyerek, severek.

Gönül kırmak (yıkmak): Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak.”Gönül kırmakta üstüne yoktur onun.”

Gönül kırmak : Birini incitmek, gücendirmek; kalp kırmak.

Gönül okşamak: Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek.”Gönlünü okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat ona.”

Gönül vermek (birine) (bir şeye): -1. Ona âşık olmak. -2. Ona sevT giyle bağlanmak.

Gönül yapmak: Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.

Gönülden çıkarmak: Anmaz ve sevmez olmak.”Onu gönlünden çıkarmışsın anlaşılan.”

Gönülden geçirmek: Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak.”Ben de o işi yapmayı gönlümden geçirmiştim.”

Gönüllü gönülsüz: Pek de istekli olmayarak.

Göreyim seni: -1. “Senden başarılı olmanı bekliyorum.” -2. “Dediğimi yap, karşılığını görürsün.” anlamında.

Görmezlikten (görmemeztikten) gelmek : Görmemiş gibi davran mak.

Görmüş geçirmiş : Yaşam deneyimi zengin olan, tecrübeli (kimse). (Kars. Feleğin çemberinden geçmiş, kaçın kurası.)

Görülecek hesabı olmak (biriyle) : Onunla aralarında çözümlenecek bir sorunu olmak.

Görünüşü kurtarmak : Küçük düşürücü herhangi bir olayı geçiştirmek, örtbas etmek.

Görüp göreceği rahmet bu : “Göreceği tek yardım, tek iyilik budur.” anlamında.

Görüş açısı: Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi.”Dar bir görüş açısı ile sorunlar çözümlenemez.”

Görüş açısı: Bir şeyi değerlendirme biçimi; bakış açısı.

Görüşeni karışanı olmamak : Hiç kimse o kişinin işine karışmamak.

Gösteriş yapmak : İlgi çekmek, kıskandırmak gibi amaçlarla göze çarpan davranışlarda bulunmak.

Götüne tekme atmak : bk. Kıçına tekme atmak.

Götünü kaldıramamak : bk. Kıçını kaldıramamak.

Götünü yalamak : bk. Kıçını yalamak.

Götünü yırtmak : bk. Kıçını yırtmak.

Götürü pazarlık : Bir işin ya da malın tümü üzerine yapılan pazarlık.

Gövde gösterisi: Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri.”…partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı.”

Gövde gösterisi: Bir topluluğun gücünü ve tavrını göstermek için büyük bir kalabalıkla yaptığı gösteri.

Gövdeye atmak (indirmek) (bir şeyi) : Onu büyük bir iştahla yemek; mideye indirmek.

Göz .alabildiğine : Gözün görebildiği en uzak yerlere kadar.

Göz açamamak: İşlerin çokluğu yüzünden başka hiçbir şeyle ilgilenememek.

Göz açamamak: İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak.”Şu büronun işleri yüzünden göz açamıyorum.”

Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok çabuk, kısa bir zamanda.”O işi göz açıp kapayıncaya kadar yaparız.”

Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok kısa bir süre içinde.

Göz açtırmamak (birine) : Ona herhangi bir şey yapma fırsatı vermemek.

Göz açtırmamak: Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.”Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı.”

Göz alıcı: Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici.”Oldukça göz alıcı bir elbise.”

Göz alıcı: Güzelliği ilgi çeken.

Göz ardı etmek (bir şeyi) : Onu görmezlikten gelmek, ona gereken il giyi, önemi göstermek.

Göz atmak (bir şeye, yere) : Ona, üzerinde pek durmadan şöyle bir bakmak.

Göz atmak: Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek.”Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti.”

Göz aydına gitmek: Birinin sevindirici bir durumunu kutlamaya git mek.

Göz banyosu : -1. Göz hastalıklarının iyileştirilmesi İçin yapılan banyo. -2. Kadınlara hoşlanarak bakma.

Göz bebeği: Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse).”Babam benim göz bebeğimdir.”

Göz boyamak : Kötü bir şeyi iyi olarak gösterip aldatmak.

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.

Göz değmek (birine, bir şeye) : Uğursuzluk ya da kötülük getirdiğine inanılan kıskanç ya da hayran’ bakışlar nedeniyle kötü bir duruma düşmek; göze gelmek.

Göz dikmek (bir şeye, birine) : Onu ne pahasına olursa olsun ele ge çirmek istemek.

Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.”Komşusunun tarlasına göz dikti.”

Göz doldurmak: -1. Bir şey görünüşüyle umulan etkiyi yapmak. -2. Bir kimse bir becerisi, başarısı vb’den ötürü beğenilmek.

Göz doldurmak: Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek.”Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor.”

Göz etmek (birine): Ona göz ve kaşını oynatarak ne demek istediği ni anlatmak; kaş göz etmek.

Göz gezdirmek (bir şeye): Ona üstünkörü bakmak, şöyle bir bak mak, onu yüzeysel olarak okumak, incelemek.

Göz gezdirmek: 1. Derinlemesine incelemeden okumak. 2. Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek.”Raftaki mallara şöyle bir göz gezdirip çıkalım.”

Göz göre göre : -1. Herkesin gözü önünde. -2. Çok açık olduğu hal de.

Göz göre göre: Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde.”Göz göre göre yaktılar zavallının evini.”

Göz göze gelmek : Bakışları karşılaşmak.

Göz gözü görmemek: Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak.”Sokağa çıkmıştık, ancak sisten göz gözü görmüyordu.”

Göz gözü görmemek: Sis, toz, duman gibi engeller yüzünden hiçbir şey görülmez olmak.

Göz hakkı : İmrenilecek bir şeyden görenlere verilen pay.

Göz hakkı: Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça.”Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın unutmayın.”

Göz hapsine almak: Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.”Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı evi bir saat kadar göz hapsine aldılar.”

Göz kamaştırmak : -1. Görmeyi bulanıklaştırmak. -2. Güzel bir şey bü yük hayranlık uyandırmak.

Göz kamaştırmak: 1. Hayran bırakmak. 2. Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi.”Kapıdan çıkar çıkmaz göz kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar.”

Göz kararı: Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama.”Kumaşı göz kararı ölçüp verdi.”

Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.”Yoldan geçen adama göz kesildi.”

Göz kırpmadan: 1. Hiç duraksayıp çekinmeden. 2. Acımadan, merhamet etmeden.”Çocukları göz kırpmadan kurşuna dizdiler.”

Göz kırpmak (birine) : -1. Gözkapağını bilinçli ya da bilinçsizce açıp kapamak. -2. Bir kimsenin halini hatırını gözünü açıp kapayarak sor mak. -3. Söylediği sözün doğru olup olmadığını yanındakine işaretle anlatmak için gözünü açıp kapamak. -4. Bir erkok bir kadınla dostluk kurmak için gözünü açıp kapayarak işaret etmek.

Göz kırpmak: Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak; bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp kapayarak belirtmek.”Kalabalık içinde birbirlerine göz kırparak gülümsediler.”

Göz kırpmamak: 1. Hiç uyumamak. 2. Tehlikeye aldırmamak.”Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni düşündüm.”

Göz koymak (bîr şeye, birine) : Onu elde etmeyi amaçlamak.

Göz kulak olmak (bir şeye, birine) : -1. Onu korumak amacıyla gözet lemek. -2. Ne olup bittiği hakkında görerek, duyarak bilgi toplayarak.

Göz kulak olmak: 1. Korumak, bakmak, gözetmek. 2. Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak.”Yolda ona göz kulak ol da başına bir şey gelmesin.”

Göz nuru dökmek: Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak.”Onca göz nuru döktüğü el işleri ürünleri çok ucuza satılınca kahroldu.”

Göz nuru dökmek: İyi bir yapıt ortaya koymak İçin dikkatli ve yorucu bir çalışma yapmak.

Göz önünde tutmak (bulundurmak) (bir şeyi) : Bir şeyin nasıl sonuç lanacağını, gerçekleşmesinin hangi koşullara bağlı olduğunu düşün mek (Kars. Dikkate almak, hesaba katmak.)

Göz önünde tutmak (bulundurmak): Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak.”Yola çıkıyorsunuz ama yağmuru da göz önünde tutun.”

Göz önüne getirmek (bir şeyi) : Onun nasıl olacağını düşünmek, onu gözünde canlandırmak, tasarlamak.

Göz süzmek : Göz kapaklarını hafifçe birbirine yaklaştırarak nazlı nazlı bakmak.

Göz ucuyla bakmak (bir şeye): Başını çevirmeden gözleriyle yan dan, sezdirmeden bakmak.

Göz ucuyla bakmak: Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.”Yabancı askerlere göz ucuyla bakmaya başladı.”

Göz yummak: -1. Hataları, kusurları hoşgörüyle karşılamak. -2. Gör mezlikten gelmek, görmemek.

Göz yummak: Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak.”Sana bu yaşa gelinceye kadar göz yumdum, ama artık yeter.”

Göz yummamak: 1. Hoş görmemek, bağışlamamak. 2. Hiç uyumamak.”Sabaha kadar gözlerimi yummadım.”

Gözaltına almak (gözattı etmek) (birini) : Onu belli bir yerde oturmak zorunda bırakıp hareketlerini denetlemek, onu gözetim altında tut mak.

Gözdağı vermek (birine) : Onu tehdit etmek, istediğini yaptırmak, ka bul ettirmek için baskı yapmak. (Kars. Kafa tutmak, posta koymak.)

Gözdağı vermek: Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için yıldırmak.”Ona öyle bir gözdağı verin ki bir daha buralara ayak basmasın!”

Gözde tütmek: Çok özlemek, hasret çekmek.”Yıllardan beri gözümde tüten köyüme yarın kavuşuyorum!”

Gözden çıkarmak (bir şeyi) : Bir şeyin elden gitmesine isteyerek ya da istemeyerek razı olmak, onu feda etmeye karar vermek.

Gözden çıkarmak: Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak.”Evi ister istemez gözden çıkardılar.”

Gözden düşmek : Başkalarının sevgi, saygı ve güvenini söylediği söz ler ya da yaptığı davranışlar nedeniyle yitirmek.

Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek.”Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü.”

Gözden geçirmek (bir şeyi) : -1. Ne olduğunu anlamak için ona iyice bakmak, incelemek. -2. Onu okumak.

Gözden geçirmek: 1. Okumak. 2. Durumu incelemek. 3. Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak.”Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?”

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: “Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır” anlamında kullanılır.

Gözden kaçmak : Farkına varılmamak, görülmemek.

Gözden kaçmak: Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek.”Nasıl oldu da gözden kaçırdık onu.”

Gözden kaybolmak: Görülmez olmak, yok olmak.

Gözden kaybolmak: Ortadan çekilmek, görünmez olmak.”Adam biraz önce buradaydı ama gözden kayboldu.”

Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp görülmeyecek yere gitmek.

Göze almak (bir şeyi): Bir işi gerçekleştirmek için ortaya çıkabilecek bütün engelleri, tehlikeleri kabullenmek.

Göze almak: Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek.”Vatan için kim ölümü göze almaz ki?”

Göze batmak: 1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. 2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak.”Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir çeki düzen ver.”

Göze batmak: -1. Durumu, davranışları çevredekileri tedirgin etmek. -2. Görünüşüyle dikkati çekmek: -3. Başkalarını kıskandıran bir mevki-ye yükselmek.

Göze çarpmak: -1. Görünüşüyle dikkatleri üzerinde toplamak. -2. Gö rülmek, fark edilmek.

Göze çarpmak: Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek.”O uzun boyuyla hemen göze çarpıyordu.”

Göze gelmek: -1, bk. Göz değmek. -2. Görünüşüyle başkalarının dik katini çekmek.

Göze girmek : Yaptıktarıyla çevresindekilerin sevgi ve güvenini kazan mak.

Göze girmek: Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.”Kısa zamanda göze girmeyi başardı.”

Göze görünmek: -1. Belli, açık olmak. -2. Var olmadığı halde varmış gibi görünmek.

Göze görünmemek: Ortalıkta dolaşmamak, saklanmak.

Göze göz, dişe diş : Kötülüğe kötülükle karşılık verme yöntemi. (Kars. Kısasa kısas.)

Göze göz, dişe diş: Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma.”Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele edilecektir.”

Gözleri (gözü) dönmek: -1. Hastalık nedeniyle gözlerin renkli bölü mü görünmez olmak. -2. Aşırı istek ya da öfkeden ötürü saldıracak duruma gelmek.

Gözleri (gözü) kapanmak : -1. Ölmek. -2. İyice uykusu gelmek.

Gözleri (gözü) yollarda (yolda) kalmak : Sevilen bir kimseyi özlemle beklemek.

Gözleri açılmak : -1. Uyanmak. ~2. Bilinçlenmek; gerçeklerin, olup bi tenlerin farkına varmak.

Gözleri bayılmak : Uyku, istek gibi bir durum gözlerinden anlaşılmak.

Gözleri bulutlanmak: Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.

Gözleri dolmak (dolu dolu olmak) : Sevinçten ya da üzüntüden ağla yacak kadar duygulanmak.

Gözleri dolmak: Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek.”Hiç beklemediği bir anda beni karşısında görünce gözleri dolu dolu oldu.”

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.

Gözleri fattaşı gibi açılmak : Hayretten, şaşkınlıktan dolayı gözleri nor malden çok açılmak.

Gözleri fıldır fıldır (oynamak): Zekice, meraklıca, çapkınca (bakmak).

Gözleri fıldır fıldır etmek: Gözleri zekice, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak.

Gözleri kamaşmak: -1. Çok ışık nedeniyle çevreye bakamaycak duru ma gelmek. -2. Hayran olmak, büyülenmek.

Gözleri kan çanağına dönmek : Uykusuzluktan ya da çok ağlamaktan ötürü gözleri çok kızarmak.

Gözleri kan çanağına dönmek: Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.

Gözleri kapanmak: 1. Çok uykusu gelmiş olmak. 2. Ölmek.”Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya başladı.”

Gözleri sulanmak: Hastalık, güneşe bakma ya da sevinçten ötürü gözlerinden yaş gelmek; gözleri yaşarmak.

Gözleri velfecri okumak : Gözlerinden zeki, fakat oynak, kurnaz, hileci olduğu anlaşılmak.

Gözleri yaşarmak: -1. bk. Gözleri sulanmak. -2. Duygulandırın bir durum ya da olay karşısında ağlayacak gibi olmak.

Gözleri yaşarmak: Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek.”Gurbetteki oğlundan gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı.”

Gözleri yollarda kalmak: Özlemle beklemek.

Gözlerinden okumak (bir şeyi): Düşünce ve niyetlerinin ne olduğu nu bakışlarından anlamak.

Gözlerinden uyku akmak: Çok uykusu geldiği için göz kapakları kapanır gibi olmak.”Çocukcağızın gözlerinden uyku akıyor, şunu yatağına yatırın.”

Gözlerine inanamamak : Gördükleri karşısında şaşkına dönmek, gör düklerine inanamamak.

Gözlerine inanmamak: Hiç beklemediği bir anda bir şeyi görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak.”Gözlerime inanamıyorum, sen misin Ahmet?”

Gözlerini (gözünü) kan bürümek: Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek.”Bir adamın gözlerini kan bürümesin, ondan her türlü belâ beklenebilir.”

Gözlerini açmak (biri) (birinin) : -1. Uyanmak. -2. Birisinin bilinçlen mesine çalışmak.

Gözlerini alamamak (bir şeyden, birinden): Duyduğu hayranlık ne deniyle bakışlarını onun üzerinden ayıramamak.

Gözlerini faKaşı gibi açmak : Şaşkınlıkla, hayretle bakmak

Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek.”Sınıfını geçtiğini öğrenen Halim`in gözlerinin içi gülüyordu.”

Gözlerinin içi gülmek: Sevinci gözlerinin parıldamasından belli ol mak, yüzünden olduğu anlaşılmak.

Gözü aç : Paraya, mal mülke doymak bilmeyen (kimse); aç gözlü.

Gözü aç: Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen.”Gözü aç insanlar topluma huzur vermezler.”

Gözü açık gitmek : Yapmak istediklerini gerçekleşti re meden ya da ya pılmasını istediklerini görmeden ölmek.

Gözü açık gitmek: Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.”Halam `gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem gözüm açık gider` dedi.”

Gözü açık: Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan, becerikli, zeki.”Senin çocuk gözü açık birisi olacak galiba.”

Gözü açılmak : Ne olup bittiğini anlayacak düzeye gelmek, bilinçlen mek, gerçekleri görmeye başlamak. –

Gözü açılmak: Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt edebilir duruma gelmek.”Yaşı büyüdükçe gözü de açılmaya başladı.”

Gözü alışmak (bir şeye) : İyi seçemediği bir şeyi bir süre sonra net olarak görmeye başlamak.

Gözü arkada kalmak : Ayrıldığı kişinin ya da işin ne olduğunun mera kı içinde olmak.

Gözü arkada kalmak: Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.”Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı.”

Gözü bağlı: 1. Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan. 2. Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan.”Hiçbir zaman gözü bağlı biri olmanı istemem senin.”

Gözü dalmak : Gözünü bir noktaya dikip dalgın dalgın bakmak.

Gözü dalmak: Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.”Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece duruyordu.”

Gözü dışarda : -1. Evli olduğu halde başka kadınlarla ilişki kuran (kim se). -2. Oturduğu ya da çalıştığı yeri bırakıp başka yere gitmek iste yen (kimse).

Gözü doymak : İstediğini elde ettikten sonra fazlasını istemez olmak.

Gözü doymak: Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.”Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık.”

Gözü dönmek: Aşırı istek, Öfke gibi duyguların etkisiyle ne yaptığını bilmez duruma gelmek.

Gözü dünyayı görmemek: Hiç kimseye ya da şeye önem verme mek; sadece önem verdiği kimseyle ya da şeyle ilgilenmek.

Gözü gibi sakınmak (esirgemek): Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.”Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız.”

Gözü gönlü açılmak: Neşelenmek, keyiflenmek.

Gözü gönlü tok: Bulduklarıma yetinen, fazlasını istemeyen (kimse); gönlü tok.

Gözü hiçbir şey görmemek : -1. bendini bütünüyle işine verip hiçbir başka şeyle ilgilenmez olmak -2. Öfkesinden ötürü sonucunun ne olacağını bilmediği kötü işler yapacak duruma gelmek

Gözü hiçbir şey görmemek: Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.”Kendinden öylesine geçmişti ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.”

Gözü ısırmak (birini): Onu bir yerden tanıyacak gibj olmak; biri ona tanıdık gibi gelmek

Gözü ısırmak: Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.

Gözü ilişmek (bir şeye): Onu farkında olmadan görmek

Gözü ilişmek: İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.

Gözü kalmak : Beğenip de elde edemediği bir şeyi istemekte devam etmek

Gözü kapalı: -1. Düşünmeden, güvenle, hiç duraksamadan. -2. Çevre sinde olup bitenlerden habersiz.

Gözü kara (veya pek): Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen.”O gözü kara bir insandı.”

Gözü kara : Korkusuz, cesur (kimse).

Gözü kararmak : -1. Başı dönüp bayılacak gibi olmak. -2. Ne yaptığını

Gözü kesmek (bir şeyi) (birini) : Bir işi kendisinin ya da adı geçen ki şinin yapabileceğine inanmak

Gözü kesmek: Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve kendisine güvenmek.”Onca işi yapmaya gözün kesiyor mu?”

Gözü korkmak : Tehlikeli bir işe girişmekten kaçınmak Gözü kör olsun : -1. “İstemiyorum, vazgeçtim.” anlamında -2. Gerek sinme duyulan şeyin yokluğu karşısında da söylenir.

Gözü korkmak: Daha önce başından geçen kötü bir denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan çekinmek.

Gözü olmak (bir şeyde, birinde) : Onu elde etmeyi çok istemek.

Gözü pek (kara): Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere aldırmayan.”Gözü pek insanlardan korkulmaz, çünkü onlar kartlarını açık oynarlar.”

Gözü sulu: En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan.”Senin kız da amma gözü sulu biriymiş.”

Gözü tok : Fazla malda, mülkte gözü olmayan (kimse); gönlü tok, gö zü gönlü tok.

Gözü tok: Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert.”O mu? Gözü tok bir insandır, inanın.”

Gözü tutmak (birini, bir şeyi) : Onu beğenmek, ona güvenmek.

Gözü tutmak: Güvenmek, beğenmek.”O adamı gözüm tuttu benim.”

Gözü uyku tutmamak : Bir türlü uyuyamamak.

Gözü üstünde olmak : -1. Herkesin kıskandığı şey olmak. -2. Herkesin dikkatini çekmek.

Gözü üzerinde olmak : -1. Bir kfmsenin istenmeyen davranışlar yap masına olanak vermemek için sürekli olarak gözetlemek. -2. Başına bir şey gelmesin diye sürekli izlemek.

Gözü üzerinde olmak: Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak.”Gözünüz üzerinde olsun, devamlı izleyin onu.”

Gözü yememek (bir şeyi) : Onu yapmaya bir türlü karar verememek; göze alamamak.

Gözü yılmak (bir şeyden) : Daha önce denenen ve başarısız olunan birjşi yapmaya girişmekten çekinmek.

Gözü yılmak: Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.”Sebzecilik işinden gözüm yıldı, bir daha bu işe girişeceğimi sanmıyorum.”

Gözü yolda (yollarda) kalmak : Birinin gelmesini büyük bir merak ve istekle beklemek.

Gözü yükseklerde olmak: Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.”Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün yükseklerde olsun daima.”

Gözü yüksekte (yükseklerde) olmak : Zenginliğe, yüksek mevki ye ulaşmayı amaçlamak.

Gözüm çıksın : “Doğru söyle miyprsan» gözlerim kör olsun.” anlamın da.

Gözüm görmesin (birini, bir şeyi) : “Artık onu görmek istemiyorum.” anlamında.

Gözün aydın : “Seni sevindiren olay kutlu olsun.” anlamında.

Gözünde büyümek (bir şey) : Bir şey olduğundan daha büyük ve güç görünmek.

Gözünde büyümek: Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek.”Onca yolu nasıl yürüyeceğim, gittikçe gözümde büyüyor.”

Gözünde büyütmek (bir şeyi) (birini) : Onu abartmak, olduğundan büyük ve önemli görmek.

Gözünde büyütmek: Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.

Gözünde tütmek (bir şey, yer, kimse) : Onu çok özlemek; burnunda tütmek.

Gözünden kaçmak : Görememek, farkına varamamak.

Gözünden uyku akmak : Çok uykusu gelmek.

Gözüne bakmak: 1. Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. 2. Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.”Üç kuruş para verecek diye adamın gözünün içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor bizden.”

Gözüne batmak :‘ Tedirgin etmek, çok gelmek.

Gözüne dizine dursun : ‘Yaptığım iyilikleri hiçe sayıyorsun, Tanrı bu nun için cezanı versin.” anlamında beddua sözü.

Gözüne dizine dursun: Nankörlük eden kimseye karşı söylenen ilenme sözü. ” Allah, bu nankörlüğünün cezasını versin.” anlamında kullanılır.

Gözüne girmek: Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.

Gözüne girmek: Çalışkanlığı ve tutarlı davranışlarıyla bir kimsenin sevgi ve güvenini kazanmak.

Gözüne ilişmek : Onu dikkatlice aramadığı halde görmek.

Gözüne kestirmek (birini) (bir şeyi) : -1. Onun bir işi başarabileceği ne inanmak. -2. Bir şeyi beğenmek, ele geçirebilmeyi tasarlamak.

Gözüne sokmak: 1. Görmek istemediği bir şeyi zorla göstermek. 2. Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak.”Kalemi gözüne sokarcasına uzattı.”

Gözüne uyku girmemek: Hiç uyumamak, uykusuz kalmak.

Gözüne uyku girmemek: Uykusuz kalmak, hiç uyumamak.”Gözüme uyku girmedi bu gece.”

Gözünü (gözlerini) kan bürümek : Öfkesinden dolayı adam öldürme ye kalkışmak.

Gözünü (gözlerini) kapamak: -1. Ölmek. -2. Gormemezlikten gelmek

Gözünü açmak: -1. Uyanık, dikkatli olmak. -2. Bîr kimseyi bilgili kıla rak gerçekleri görmesine yardıma olmak. -3. Bir olay nedeniyle ger çeği görmek. -4. Bir kimseyi cinsel konularda bilgili ve deneyimli kıl mak.

Gözünü açmak: 1. Uyanık, dikkatli olmak. 2. Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek.”Gözünü aç, işini kimseye kaptırma.”

Gözünü ayırmamak (alamamak) (bir şeyden, birinden): Ona sürek li olarak bakmak, bakışlarını ondan, oradan ayıramamak.

Gözünü ayırmamak: Bir şeye devamlı bakmaktan kendini alamamak.”Devamlı yola bakıyor, gözünü ayıramıyordu.”

Gözünü çıkarmak: Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.”Öyle bir taş attı ki az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı.”

Gözünü daldan budaktan esirgememek (sakınmamak): Olur olmaz işlere girişmekten kaçınmamak, tehlikeleri önemsememek.

Gözünü daldan budaktan esirgememek (veya sakınmamak): Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek.”Sen ki gençliğinde gözünü daldan budaktan sakınmazdın, ne oldu sana böyle?”

Gözünü doyurmak: Bir şeyden bol miktarda vererek tatmin etmek.

Gözünü dört açmak: Çok dikkatli olmak, aldatılmamak için uyanık bu lunmak. •

Gözünü dört açmak: Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.”Gözünü dört aç da kuru odun yerine yaş odun koymasınlar.”

Gözünü kan bürümek: Birisini öldürecek kadar öfkelenmek.”Katillerin gözünü kan bürümüştü, önlerine çıkanı öldürüyorlardı.”

Gözünü kapamak: 1. Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak. 2. Ölmek.”Dedem gözünü kapayınca o koca aile birdenbire dağılıvermiş.”

Gözünü kırpmadan : Çekinmeden, korkusuzca.

Gözünü kırpmamak: Hiç uyumamak.

Gözünü korkutmak : Çeşitli tehditlerle o işi yapmaktan alıkoymak.

Gözünü korkutmak: Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.”İlk işi, adamlarıyla kasaba halkının gözünü korkutmak oldu.”

Gözünün içine baka baka : Cesaret ve soğukkanlılıkla, çekinmeden, cüret ederek.

Gözünün içine bakmak : -1. Bir kimsenin üstüne titremek. -2. Her iste ğini yerine getirmeye hazır olmak.

Gözünün önünden gitmemek : Onu bir türlü unutamamak, anısı zihin de canlı olarak durmak.

Gözünün önünden gitmemek: Unutamamak, her an görür gibi olmak.”Gözümün önünden gitmiyor onun hayâli.”

Gözünün önüne gelmek : Geçmişteki bir olayı, ilişki kurulan bir kimse yi zihinde canlandırmak, tasarlamak, anımsamak.

Gözünün yaşına bakmamak : Ağlayıp sızlanmasına aldırış etmemek, acımamak.

Gözünün yaşına bakmamak: Hiç acımamak, merhamet etmemek.”Gözünün yaşına bakmadan hapse attılar adamı.”

Gurbete (gurbet etlere) düşmek : Çeşitli nedenlerle aile ocağından uzakta yaşamak.

Gurur duymak (biriyle, bir şeyden) : Onunla övünmek, gururlanmak.

Gururunu okşamak ; Bir kimsenin yüzüne karşi beğenilen /önlerini belirterek gurur duymasını sağlamak.

Gururunu okşamak: Bir kimseyi yüzüne karşı överek, becerilerini söyleyerek duygulandırmak.

Gücü gücü yetene : “Kimin gücü kimin gücüne yetiyorsa.” anlamında

Gücüne gitmek: Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek.”Doğrusu onun bu sözleri gücüme gitti, çünkü hak etmedim o sözleri.”

Gücüne gitmek: Bir söz ya da davranış bir kimsenin gücenmesine yol açmak; ağırına gitmek, zoruna gitmek.

Güçlük çıkarmak (birine): Bir iş yapılırken engeller, zorluklar yarat mak; müşkilat çıkarmak, zorluk çıkarmak.

Güle güle : -1. “Sağlıcakla gidiniz, yolunuz açık olsun,” anlamında -2. Dert, üzüntü çekmeden gönül rahatlığıyla (giy, kullan.-otur vb.).

Güle oynaya : Neşeyle, seviçte.

Güler misin ağlar mısın? : Hem gülünecek, hem de üzülecek bir olay

Güler yüz (göstermek) (birine): Ona yumuşak, sevecen bir tavır(takınmak).

Güler yüzlü : Yumuşak, sevecen kimse İçin söylenir.

Güllük gülistanlık: Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.”Ne zaman güllük gülistanlık içinde olacağız acaba?”

Gülmekten kırılmak: Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek.”Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten kırıldık hepimiz.”

Gülüp geçmek : Bir söz ya da davranışın üzerinde durmamak, bunları önemsememek.

Gülüp geçmek: Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak.”Gülüp geçilecek bir iş sanmayın sakın, ciddi durun üzerinde.”

Güme gitmek : -1. Hiç yere yok olmak. -2. Boşu boşuna ölmek. -3. Bir söz, bir düşünce başkalarının söz ve davranışları arasında kaynayıp

Gün almak (birinden) (bir yıldan): -1. Randevu almak, bir kimse ya da kuruluştan belli bir iş için uygun bir istemde bulunmak. -2. Bir ya şı birkaç gün geçmek.

Gün almak: 1. Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak. 2. Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak.”Doktordan gün almayı unutmamışsındır umarım.”

Gün batmak: Güneş batmak.”Gün batmadan yola çıkmalıyız.”

Gün görmek : Mutluluk içinde yaşamış olmak.

Gün görmek: Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek.”Kaygılanma evlâdım, daha çok günler göreceksin inşallah.”

Gün görmüş : Başından pekçok olay geçmiş, yaşam deneyimi olan (kimse).

Gün görmüş: Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış.”Gün görmüş insanlarla konuşmaktan zevk alırım.”

Gün günden : Gün geçtikçe.

Gün ışığına çıkmak : Aydınlanmak, gerçekler ortaya çıkmak.

Gün ışığına çıkmak: Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak.”İşlediği tüm suçlar yakında gün ışığına çıkacaktır.”

Günah (birinden) gitmek: Söz dinlemeyen bir kimseye son olarak uyanda bulunup rahatlamak, sorumluluğu o kişiye bırakmak.

Günah işlemek: Dince suç sayılan bir iş yapmak.”Yetimlerin malını yiyerek günah işleyenlerden mutlaka hesap sorulacaktır.”

Günaha girmek: Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.”Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha girmek demektir.”

Günaha girmek: Günah işlemek, din yönünden suç sayılan bir iş yap mış olmak.

Günaha sokmak (birini) : Bir kimseye din yönünden suç sayılacak bir

Günaha sokmak: Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak.”Kes sesini de bizi günaha sokma.”

Günahı (vebali) boyuna : ‘Ben senin için bir iş yapıyorum, ama yaptı ğım iş bir suç ise sorumlusu sensin.” anlamında.

Günahına girmek (günahını almak) : Bir kimseye yapmadığı bir işin, söylemediği bir sözün sorumluluğunu yüklemek, onun hakkında kötü düşünmek.

Günahını çekmek : Yaptığı kötülüklerin cezasını çekmek.

Günahını vermez: “Çok cimri, eli sıkı, hasis” kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.

Günahını vermez: Günahını, en değersiz, kötü şeylerini dahi vermeye cek ölçüde cimri olan (kimse).

Günden güne : Gün geçtikçe, her gün biraz daha.

Güneş almak: Bir yere güneş ışığı ulaşmak.”Evin bir odası güneş almıyor.”

Güneş çarpmak (birine) : Güneş altında fazla kalıp hastalanmak.

Güneş olsa kimsenin üstüne doğmamak: Durumu iyi olduğu halde hiç kimseye iyilik etmemek.

Günleri sayılı olmak : -1. Bir yerde ancak birkaç gün daha kalabilmek. -2. Ölümü yakın olmak.

Günleri sayılı olmak: 1. İçinde olunan günlerde ölecek olmak. 2. Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.”Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış.”

Günlük güneşlik : Aydınlık, güneşli, açık, iç açıcı yer ya da hava İçin kullanılır.

Günü birliğine : Aynı gün içinde.

Günü birliğine: Sabah gidip akşam dönmek üzere.”Size günü birliğine konuk olmak istiyoruz.”

Günü gününe : Tam vaktinde, gününü geçirmeden.

Günün adamı: 1. Zamanın gereğine göre tutum ve yön değiştiren, çıkarını gözeten kimse. 2. Kendisinden o günlerde çok söz edilen.

Gününü doldurmak: Bir işin gerçekleşmesi için geçmesi gereken zamanı tamamlamak.”Gününü doldurur doldurmaz senetleri avukata verin.”

Gününü görmek : -1. Çocuklarının, emek verdiği insanların mürüvveti ni görmek. -2. Yaptığı kötü bir işin davranışın karşılığını görmek, ceza sını bulmak.

Gününü gün etmek: Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.”Gününü gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır.”

Gününü gün etmek: Hiçbir sorunla ilgilenmeyip günlerini rahatça, hoşça geçirmeye bakmak.

Gürültü çıkarmak (koparmak) : -1. Gürültü etmek. -2. Tepkisini sert biçimde göstermek.

Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak : Korkutmalara aldırmadan işini yürütmek. (Kars. Bildiğinden şaşmamak.)

Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak: Korkutmalara, tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak.”Öyle her gürültüye pabuç bırakacak bir adam mı sanıyorlar beni?”

Gürültüye gelmek: Bir düşünce çeşitli nedenlerle önem kazanma mak, onun üzerinde durulmamak.

Gürültüye getirmek (gürültüye boğmak) : -1. Bir düşünceyi ,bir işi, başka konuların araya girmesiyle görüşme dışı bırakmak. -2. Karışık lıktan yararlanarak istediğini gerçekleştirmek.

Gürültüye gitmek : Bir düşünce, bir iş, araya başka konuların girme siyle ilgi görmeyip unutulmak.

Güven beslemek (duymak) (birine) : Ona güvenmek; itimat besle mek.

Güven beslemek: Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.”O adama güven beslediğiniz için pişman olmayacaksınız.”

Güven kazanmak: Söz, davranış ve yaptığı işlerle çevresindekileri kendisine inandırmak.”İnsan, önce güven kazanmalıdır.”

Güven vermek : Güvenilir bir şey ya da kişi olduğu izlenimini vermek, böyle bir duygu uyandırmak; itimat telkin etmek.

Güven vermek: Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak.”Oldukça güven veren birisin.”

Güvendiği dağlara kar yağmak : Güvendiği kimseden yardım gelme mek, güvendiği şey işe yaramamak.

Güvendiği dağlara kar yağmak: Güvendiği kimselerden yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı anlaşılmak.”Çok umutlusun, inşallah güvendiğin dağlara kar yağmaz.”

DEYİMLER

deyimler-1

Deyimler Sözlüğü
A BCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ



Bir Yorum Yazmak İster misiniz?